04 Temmuz, 2006

BODRUM



BİR GECE BODRUM
(Münih yerine)
 



















 
Bir haftalık boş vaktim vardı. Dünya Kupasına gideyim, dünya ile kaynaşayım dedim.Çok ucuza bilet de buldum (sağolasın Ebru)pasaportumun vizesini yeniledim herşey hazırken Neşe 'İçimde bir sıkıntı var gitmen konusunda' dedi. Normalde hiç böyle şeyler söylemediğinden ve gitsem üzüleceğini gördüğümden gitmekten vazgeçtim, ama aklım kupada kaldı. En son okuduğum Tan Oral'ın anılarındaki amaçsız otostoplu seyahatlerin de tahrikiyle güneye doğru bir gideyim de sıkıntım geçsin dedim.

























OTOSTOP ŞARKISI by Tayfun Bilgin on Grooveshark 

Sabah 11 de otoban girişinden otostopa başladım. Şehir içine giden 7-8 arabadan sonra Torbalıya meşrubat taşıyan bir tıra bindim. Şöför Salih abi Al Paçino havasında ve hemen her konuda sinirlenmeden bir paragraf küfür edebiliyor.


 

















Bana rakıyla biranın farkını anlattı: Rakı kanı sulandırdığı için iki kadehte gevşetir, rahatlatırmış. Rahatlayınca daha çok içilirmiş. İçmeyi bırakınca da kan bu sefer eskisinden daha fazla pıhtılaştığı için kaşıntı yaparmış. Bira ise mayalı olduğundan hiçbirşey yapmazmış. Alkolü bırakmak için genç yaşta doktora başurmuş, hastaneye yatmış. Doktor 'Bunca yıllık doktorum ilk defa senin gibi kendi ayağıyla tedavi olmak için geleni görüyorum !'demiş.
Ben de bunca yıllık doktorum, bu lafı hastalardan çok duydum ama bir defa olsun söyleyemedim.
Torbalı'da otobanın üzerinde indim, fazla beklemeden Milas'a giden su kamyonuyla Osman abi aldı beni. Aslında Gökova ya da Antalya tarafına niyetliydim ama Milas'a araba bulunca Bodrum'a gitmeye karar verdim. Osman abi bende önce çok aklı başında biri izlenimi bıraktı.

















Bir kamyon 700-800 damacana su taşıyormuş. Bir seferde 300 ytl lik mazot yakılıyor, şöför de servis başına 35 ytl alıyormuş. Yani damacana başına yaklaşık 50 kuruş nakliye masrafı varmış. Su dolum tesisi de KDV dahil 1 lira alıyormuş. Şehir içi dağıtım masraflarıyla 2 lirayı buluyormuş. 325 kuruşa satıyorlarmış. Damacananın boşu 9 y.liraymış. Herkes kendi kabatmalı damacasını kullanıyormuş. Bu nedenle kapıdan başka damacana aldıkları zaman ellerinde kalıyormuş. Rakibime faydam olmasın diye herkes birbirinin damacanası elinde tutuyor geri satmıyormuş.
Yani müşteriyi bağlamak için 1 y.lira kar karşılığı 9 YTL lik damacanayı bedavaya veriyorlarmış. Konu politikadan Demirelin siyasete dönmesinden açıldı. Abi:
 'Ben eskiden Demirelciydim ama bu Çiller'den sonra bıraktım o çizgiyi ' dedi. Geçen seçimde kime oy verdiğini sordum. Biraz utanarak Cem Uzan'a oy verdiğini söyledi.
' Zeki adam, kendini zengin etmiş , Amerika'yı da dolandırmış memleketi de kalkındırır diye düşündüm ' dedi. 
İlk defa Genç Parti'ye oy verdiğini açıklayan birine rastladığımdan merak edip ne düşünüp de oyunu verdiğini iyice anlamak istedim:
'Yani senin köyde birisi beyaz eşya alsa parasını ödemese üstüne yatsa onu da ne güzel dolandırmış diye hoş görür müsün?' diye sordum.
'Yook" dedi, "en sinir olduğum şeydir."
'Peki' dedim 'bu adam bir kez dolandırmış, memleketi de dolandırabilir diye hiç düşünmedin mi?'
'Ama Amerika'yı dolandırmış, helal olsun iyi yapmış' dedi, yüzüme anlamlı anlamlı bakıp göz kırpıp , olumlu ve gizli bir özellik belirttiğini hissettirerek 'adam kurnaz 'diye de ekledi, ve savunmaya devam etti: 
'Şimdi Demirel olsun, Ecevit olsun, bunların bir şirket kurmuşluğu para kazanmışlığı yok, bu hiç olmazsa işi biliyor, kocaman baraj yapmış."
' Şimdi yine oy verir misin? ' diye sordum,
'Yok öğrendik artık, devlete çok borç takmış' dedi.




















Söke'ye gelmeden Sazlıköy'den geçerken kahvede oturanları işaret edip 'Bunlar hep şey' dedi. 'Ne?' dedim. 'Doğulu işte' dedi. Kürtler hakkında ne düşündüğünü sordum. 'Aslında %90'ı vatana millete bağlı dürüst insanlar, bu PKK yı destekleyenler % 10'dur ancak' dedi , ama az sonra Bafa gölü kıyısında bana tarlanın ortasında büyük bir meşe ağacını 'Bu ağaç çok hoşuma gidiyor' diye gösterdi, bir süre durup düşündükten sonra ekledi 'Kürt gelse bu ağacı keser!'


 

















Devletin özellikle hırsızları , ve tecavüzcüleri direk öldürmesi gerektiğini düşünüyormuş. Zaten devlet de aslında gizlice böyle yapıyormuş, bu meçhul denenler hep öyleymiş.
Milas'tan, kendilerinden yaşlı İngiliz eşlerinden yeni boşanmış iki bar çalışanı genç aldı arabalarına, ellerindeki boşanma ilamını sallayarak kendilerini çok mutlu hissettikleri için beni aldıklarını söylediler. İkisi de aynı gün boşanmışlar, mahkemeden dönüyorlarmış. Biri 'Herkes Avrupa'da birşey var sanıyor, bir gidelim görelim diyor, rezillikten başka birşey değil' dedi.























Evlendikten sonra ikisi de İngiltere'ye yerleşmişler, haftada 300 pound kazanıyorlarmış, sigara parası bellerini bükmüş, sigara 5 poundmuş. Sarma sigara içmeye başlamışlar.
Bodrum girişinde indim. Yürüyerek merkeze gittim, yolda züccaciyenin sebilinden şişemi doldurdum. Bodrum tenhalaşmış,turizm sahiden epey darbe yemiş bu sene. Boşanan çocuklar da '20 yıldır bu kadar kötü sezon olmadı' diyorlardı.

 

















Halikarnas'tan marinaya bir yürüdüm.
Marinadaki Gima'dan karpuz ,peynir,beyaz nohut aldım. Sahildeki banklara oturdum bir yandan karpuz yiyip bir yandan Semih Balcıoğlu'nun anılarını okumaya daldım. Yavaş yavaş karpuzun 3/4 ünü yedim ama yiyecek yer kalmadı,artanını naapsam diye düşünürken arkamda oturan ihtiyarlar beni alman sanarak kulağımın dibinde konuşmaya başladılar: 
"Amma yedi, yuh bir doymadı, insan bir dilim de getirir ikram eder vs."




















Kalan karpuzu dilimledim, bu arada hala 
'Ohh yumull !" diyorlardı. Götürüp ikram ettim 
'Kusura bakmayın kalabalıksınız diye ikram edememiştim' dedim, ki gerçekten de öyleydi.
Eşekten düşmüş karpuza döndüler, 
'Ya bizim bir kahveci arkadaş var da ona söylüyorduk' falan dediler. Birisi 'Neyse yumulun arkadaşlar' dedi. Fazla da utandırmadan kalktım ilerde başka bir banka yerleştim, biraz daha okudum, biraz uyudum. Kalktım bir tur daha attım, günübirlik tur fiyatlarını sordum, öğle yemeği çay karpuz dahil 20 ytl imiş ,11 de kalkıp 6 da dönüyormuş. Datça'ya feribotu sordum, sadece gidiş 20, gidiş dönüş 25 ytl imiş, sabah 9 ve akşam 17 de iki sefer varmış. Yarın için ikisinden birini yaparım diye düşündüm.































Akşamüstü denizciler kahvesinde bir çay içtim, dolaşırken her zaman kaldığım mendireğin kapatıldığını gördüm. Kalenin duvarı dibinde güzel bir yeri yatmak için mimledim, bir koli de oracıkta duruyordu, gece sahibi gelir bunun diye düşündüm. Kale kapısında bir hareketlilik vardı gittim baktım, Bodrumfest kapsamında Fahir Atakoğlu trio, İf konseri varmış.

 
















Tam bilet almaya yanaştım, önümdeki adam 
'Bunu iade edemiyoruz öyle mi_' diye sordu, gişedeki kız da evet dedi. Adam uzaklaşırken 
'Fazla biletiniz var galiba' dedim. 
'Evet' dedi, 
Baktım vereyim demiyor, ' Ben alayım , ne kadar?' diye sordum. 
15 ytl dedi, kızları evde oturmaya karar vermiş.
























Ben hiç olmazsa 10 ver yeter diyeceğini umuyordum, çıkardım 15 i verdim, sonra bileti açtım baktım 13+2 ytl biletix komisyonuymuş, gişeye sordum 13 dediler. 
Gittim söyledim, adam pişkince cebinden 2 lira çıkardı verdi. 'Fesuphanallah' dedim girdim, yeri de iyice kenardaymış.
Konser güzeldi piyanoda Fahir Atakoğlu , davulda Kübalı Horacio el Negro, ve zenci bir basçı vardı.


 















 
Müzisyenler izleyicilerden daha çok eğlendiler. Atakoğlu'nun oğlu için bestelediği bir şarkıyı çaldılar, duygulandım. Oğlu da konseri izliyordu. 8-9 yaşında yakışıklı,tatlı bir çocuk, ama türkçesi biraz zayıf. Konser bitince çarşıda iki tur daha attım. Bodrum'u yazın hiç bu kadar tenha görmemiştim, Mayıs ayı gibiydi. Halikarnas'tan havai fişek attılar. Çevredekiler hemen cep telefonlarıyla kaydetti. 

   

















Bir tanesi tam patlama anını yakalamış, getirdi bana da gösterdi, 'Çok güzel yakalamışsın çiçek gibi' dedim.
Bir bira içeyim dedim ama hiç canım istemedi, ilk defa bir Bodrum gecesini sıfır promille tamamladım. Mimlediğim yere gittim, boştu, koli de duruyordu.

























Ağaçların altına açtım serdim, çift kişilik yatak gibi oldu, yanımdaki sinkovun da yardımıyla süper bir uyku uyudum. Sabah 7 de kalktım, baktım millet genelde banklarda uyumuş.

 

















Denizciler kahvesinde bir sabah keyfi yaptım, Balcıoğlu'nu yarıladım. Çarşıyı dolaştım, dükkanlar kapalıyken Bodrum sanki bambaşka bir yer. 
Belediye sokakları yıkayıp süpürüyordu.

 

















Kitap sergisinde epey oyalandım, dayanamadım belki kitabım biter diye bir tane de 'Sarıkamış'tan Esarete' anıları aldım.
Tekne turu için mayomu kontrol edeyim dedim, iyi ki de demişim. Çantamda Neşenin lacivert plaj elbisesi vardı ama benim siyah mayo yoktu. Yıllardır bu şekilde myomu unutup da aldığım ucuz mayolardan epeyce biriktiğinden tura çıkmaktan vazgeçtim, bunu da ilahi bir işaret olarak değerlendirdim. Zaten tek başıma tur da sıkıcı olacaktı.
Saat 11 gibi dönüş için köşeye çıktım. 20 yıldır gölgesinde İzmir'e otostop yaptığım emektar direk yerindeydi, ama saat erken olduğundan sadece ampulünün gölgesi vardı. Başımı dikkatlice o gölgeye koyarak kısa sürede Milas'a giden eşi türbanlı bir çiftin arabasına bindim.

    
































Milas'ta bir saat garajın karşısında otostop yaptıktan sonra otostop yapma isteğim asfaltı eriten ve sandaletlerimi yere yapıştıran güneşin de etkisiyle geçti, karşıya geçip Almanya-Arjantin maçına yetişmek üzere Pamukkale otobüsüyle İzmir'e döndüm. Otobüs dolu olduğundan hostes koltuğunda oturdum. 

Döndükten sonra Dünya kupası için biraz daha çırpındım ama hem ucuz bilet kalmaması,hem de Brezilya'nın elenmesi işi bozdu. İnşallah 4 yıl sonra...





Bütçe:
Konser 13
Kitap 12,5
Yeme içme 7,5
Telefon kartı 3,5
Otobüs 15
Toplam: 51,5


 













13 yorum:

sezgihan dedi ki...

selam abi. gerçekten ben de yazını okuduktan sonra seninle buluşabilme ihtimalini kaçırdığım için üzüldüm.neyse bir gün bir yerlerde nasıl olsa buluşuruz.ayrıca ben bir ara iran planlıyorum.kara yoluyla gidip gelicem fakat tam tarih belli değil.ne dersiniz.siz suriye demiştiniz ama şuan suriye hakkında hiç okuma ve arştırma yapmadım önce biraz bakmalıyım.
bu yaz zamanımın büyük bir kısmını fethiye civarlarında geçirdim.fena değildi.in cin top oynuyor derken kaldığım vadiye geçen pazartesi günü 40 kişilik ilginç bir grup geldi.eş cinseller transseksüeller,lezbiyenler vs..son akşam onların kaldığı kampta bir parti düzenlendi ve partinin sonuna,geçen sene yine kampta tanıştığım ve bu sene yine buluşmayı başardığım norveçten gelen iki arkadaşla katıldık.çok komik bir okadar da ilginç bir gece oldu diyebilirim.ve hayatımda bu yıl olduğu kadar ilginç bir kamp faaliyeti yapmadım...sevgilerimle..

ayşen dedi ki...

Yani bir gece Bodrumda kalmak için 10 saat yolculuk mu yaptınız?

ssbb dedi ki...

Hayır 10 saat yolculuk yapmak için bir gece Bodrum'da kaldım!

Ozde dedi ki...

Ozgurluk ve maceranin tadi bu olsa gerek.

sezgihan dedi ki...

parlak yeşil körfez'de civalı ışığın kalınlığı

sıcağın krallığı mutlak artık ne ses ne soluk

yalnız ağustos böcekleri

yalnızlığa uzayan

taze kesilmiş karpuz kokusu

tek ferahlık

-atilla ilhan-



selam...

sezgihan dedi ki...

şairin adını yanlış yazdığım için herkezden özür dilerim.doğrusu;

attila ilhan

olacaktır.

iyi günler..

SaNeM dedi ki...

Bodrumluyum ben, ne cok ozluyorum! Siz de ne guzel anlatmissiniz her bir yeri..

Adsız dedi ki...

adamın sazlıköy hakkında söyledigi şeye uyuz oldum dışlar gibi bunlar hep şey demek ne demek utanmasın ülkesinin bi topragından orasıda türkiye

Adsız dedi ki...

Karpuz sefası ile dönüş otostopu fotoğraflarını kim çekti?

alp dedi ki...

bu seyahatte şaşırtıcı şeyler oldu :

- piiz yok

- ihtiyarlara karpuz verdi..

dünya tersine dönmüş..

Adsız dedi ki...

daha çok reklam yapar gibi sankı bana samimi gelmedi :S

Mehmet GULBERK dedi ki...

:)

Vera dedi ki...

harika. cok kiskandim. gittiginiz her ülkeye gidebilirim, gezdiginiz her sehri gezebilirim. ama kendi ülkemde kamyonlara otostop cekip bodrum'a gidemem. bir gece sokakta uyuyamam. cünkü ben bir kadinim. özgürlügünüzü kiskandim.