4 günde 3 şehir: Lazkiye, Şam, Halep
Bu yazı için müzik tavsiyem Irak'lı Kazım Seher'den Zidini.
10 yıllık bu güzel şarkının hala Türkçe versiyonunun çıkmamış olmasına inanamıyorum.
...
Memleketimizde izan boyutlarının dışında seyreden rakı fiyatları ve eldeki arak stoğunun tükenmesi sonucu kafamda bir Suriye gezisi planı oluştu.
Neşe izin alamayacağını söyleyince ben de daha önce hiç yurt dışına çıkmamış olan kardeşim Tayfun’a teklif götürdüm, memnuniyetle kabul etti.
(Hiçbir şey için değil ama bir vize işlerinde bir de özellikle yurtdışı dönüşlerinde İstanbul'lularla gıpta ediyorum, biz havaalanında iç hatlar terminalinde sürünürken onlar duşlarını almış oluyorlar.)
Anadolu Ulaşımdan kredi kartı marifeti ile aldığım 25 liralık biletimle gece yarısı İzmir otobüs garajına gittim.
Epeydir otobüsle seyahat etmemişim, otobüs üreticileri yeni yeni fantastik modeller çıkarmışlar. Anadolu Ulaşım adı üstünde değişik bir firma, sorunsuz Ankara’ya vardık. Ankara’da firmalara ait şehir içi servisler kaldırılmış, belediye tek bir servis hattı işletiyormuş. Onu buldum bindim, Suriye konsolosluğunun bulunduğu Sedat Simavi Sokağa gideceğimi söyledim. Şöför beni Kızılay’da indirdi, Yıldız dolmuşuna binmemi söyledi. Sabah saat 8:30 da konsolosluğun kapısındaydım, benden başka kimse yoktu.Sonradan bir iki kişi geldi.
Görevli türk hanım biraz geç geldi, formları aldım, ellerim soğuktan donarak doldurdum, döviz kabul etmediklerinden aşağıdaki İşbankası’na Türk lirası olarak harç yatırmaya gittim. Bankadakilerle harcı neden kendi verdikleri kredi kartı ile yatıramayacağım konusunda epey tartıştıktan sonra 20 şer euro olarak ödeyip dekontu konsolosluğa teslim ettim.
Pasaportları geri alacağım 14 e kadar çocukluğumun geçtiği, Aşağı Ayrancıya gittim, eski komşularımız Murat ve babası Güneri amca ile kahvaltı ettim. Dile kolay 30 yıldır görüşmemiştik…
Pasaportları sorunsuzca cebime yerleştirdikten sonra Kızılay’a indim, Has Turizm’den gece arabasına Antakya bileti aldım. Maşallah safi teknoloji olmuşlar 32 liradan bir kuruş inmediler her şey elektronik ortamdaymış. Lazım olur diye 1,5 liraya 24 vesikalık fotokopi çektirdim, daha fazla soğuğa tahammül edemeyip Neşe’nin teyzoğlu Mustafa’yı aradım.
İşten gelip bana kapıyı açtı, uyudum, akşama eşi Tuba’yla birlikte rakı ve Ali Nazik marifeti ile beni otobüse biner binmez uyuyacak kıvama getirdiler.
Sabah Antakya Garajında uyandım, Tayfun da yarım saat önce İzmir’den gelmiş beni bekliyormuş. Garajı çarşının ortasındaki şahane yerinden şehir dışına, kuş uçmaz kervan geçmez bir yere taşımışlar. Servis de yokmuş, humusla kahvaltı hayallerine veda edip ilk otobüsle Suriye’ye geçmeye karar verdik. İlk otobüs 8 de Halep 12 liraymış. Bizim niyetlendiğimiz Şam ise saat 11 de 15 lira. Uykulu uykulu beklemek çok zor geldiğinden Halep’e bir geçelim oradan bir daha otobüse bineriz dedik, 8 otobüsüne iki kişi 15’e bilet aldık. Garajda ayaklı döviz bürolarından 38,5 Suriye Lirasından 50 dolar bozdurdum. Sınırda uzun kamyon kuyruğu vardı.
Bizim tarafta su dökme 1 lira, karşıda 50 kuruştu.
Ben pahalı da olsa parayı ve suyu memleketimizde bıraktım.
Karşıdaki Bab al Hava duty freesi gümrük binalarından epey geride olduğundan damgaları bastırdıktan sonra otobüs şöförüne gidiyorum ha diye haber verdim, o beni otobüsün sahibi olduğunu söylediği baba parası yiyen birine gönderdi. Ona söyledim, “Beş dakikayı geçmesin vallahi bırakırım” dedi. "İyi aferin" dedim, koşa koşa bir Jim Beam kapıp geldim (13 USD), egzersiz oldu. Otobüse bindikten sonra yarım saat daha kapıda bekledik.
Halep’te bizi şehirlerarası otobüs terminalinin yakınında indirdiler. Bu sefer tersten bir tur yapalım dedim, Lazkiye'ye ilk otobüse bilet aldık, otobüse çantaları bırakıp birer felafel yedik, tüm garajlardaki gibi tatsızdı.
Sabahtan beri seferi olduğumuzdan yol bitmek bilmedi. Saat 4 gibi Lazkiye’ye vardık, bir taksiye atlayıp merkeze gittik. Tayfun çantaların başında beklerken ben bir iki otel baktım. Otel Şeh Bahir’de karar kıldım.(Köşedeki bina bizim otel)
Hava kararınca oturacak restoran baktık. En son Neşe ile oturduğumuz sahildeki Spiro’dan çok memnun kalmıştık, oraya gittik. Geçen sefer yaz olduğundan bahçe keyfi başkaydı, ama içersi de fena sayılmaz, hava güzel, camlar aralıktı.
Fiyatları çok makuldü (mezeler 20,nargile 80, ufak arak 160) muhammara, tarator, mutabba(patlıcan-tahin-sarımsak), cacık, fettuş(kızarmış ekmekli,semizotlu nar ekşili bir salata), tebule (bir çeşit bol maydonozlu salata), çerez, börek söyledik. Güzelce yedik içtik, 688( 10 euro) hesap geldi.
“Zam yaptık” dedi.
“Olur mu öle şey!” deyince patronu çağırdı, patron “Haklısınız, ne kadar isterseniz o kadar verin” dedi. Menüye göre vermemiz gereken 500 Suriye lirasını bırakıp çıktık. Yolda piyasa yapılan İtalian Corner’ın orada kalabalığı gören Tayfun’un isteğiyle gençlerin takıldığı Express kafe diye yeniş açılmış bir yere oturduk.
Rüyamda Norveç Türkiye’yi 3-1 yenmişti, Fatih Terim istifa ediyordu.
Sabah Marvan’a 50 Euro bozdurdum. 67 den bozdu, “Kuru bankaya sorun , farkı varsa veririm” dedi.
Dışarı çıktık, dükkanlar henüz açılmamıştı, 9 30 gibi açıldılar.
Meydandaki islah edilmiş kahvelere oturup çay, nargile içtik, gelen geçeni seyrettik. Bu kahvede oturmanın tam zevkini almak için Suriye’deki hayata uyum sağlayıp yavaşlamak, hiçbir şey yapmadan oturmak gerekiyor.
12 otobüsü ile Lazkiye’den Şam’a doğru arkamıza baka baka yola çıktık (2x175). Zamanımız çok kısıtlı (4 gün) olduğundan Tayfun üç şehri de görsün diye hızlı hareket ediyoruz.
Akşamüstü saat 4 gibi Şam’a vardık. Hemen bir taksiye atlayarak Cumhuriye Caddesine gittik, eskiden kaldığım Al Saada oteline baktık, oteli bakımdan geçirmişler fiyatı da 400 den 750 ye çıkarmışlar, resepsiyoncu da suratsız olunca komşu otel Al Rabie’ye gittik. Fiyat aynı olmakla beraber hiç olmazsa bunun bahçesi ortamı daha iyi. Odada biraz dinlenip çarşıya çıktık. Hamidiye çarşısını geçtik, arkasındaki kahvelere oturduk.
Restoranı buldum ama adı değişmiş Bab Baher olmuş ve arak satmaktan vazgeçmiş, sadece pahalı şarap varmış (800/şişe). Arak içerek meze yiyebilecek bir yer arayarak daracık sokaklardan Hristiyan Mahallesi’ne kadar geldik.
Hristiyan Mahallesi çok canlı idi, gençler şık kıyafetlerle, lüks kafelerde laptoplarıyla kablosuz internette geziyorlardı.
Biz de bir sokak mırracısından kahve içtik.
Arkadaş ne içtiyse kafası bir dünya idi, ayakta zor duruyordu, bir kahveyi iki saatte hazırlayamadı.
Son çare olarak bir müzik mağazasında girip orada takılan rakçı gençlere meze ve arak içebileceğimiz makul fiyatlı bir yer sorduk. En akıllı görünen birisi Steet Cafe diye bir yer var, tam istediğiniz yer, hem fiyatları da çok makuldür dedi ama tarif ettiği yer zaten geldiğimiz yönde olduğundan geri dönmedik, ertesi akşam aramak üzere kafamıza yazdık.
Daha önce oturup memnun kaldığım şehrin başka bir ucundaki restoranı aramaya giderken yorgunluktan ve açlıktan sinirlenip birbirimiz yemeye başlayınca İzmir’in Basmane’sine tekabül eden Marja Meydanında ikinci kattaki bir birahaneye girdik, kötü bir kebapla, iki bira içtik (300).
Moralimiz bozuk otele dönüp yattık. Otel eski bir konak olduğundan ve bizim odamız da son kalan boş oda ve esasen kontrplaktan yapılmış bir bölme olduğundan gece biraz üşüdük. Yandaki odada (aramızda sadece kontrplak bir duvar varken, sürekli gürültü eden bir sürü Koreli vardı. Kış günü bahçenin de pek tadı olmadığından oteli değiştirmeye karar verdik. Yine de bahçede birer kahve söyleyip kahvaltı öncesi biraz kitap okuduk.
Çocuklarıyla kahvaltı eden bir ailenin başına yine çocuklarıyla gezen bir başka aile dikildi. Bu tip hostellerde adet olduğu üzre ayaküstü, eller cepte, “sen oraya gittin mi, ya güzel mi, biz de buraya gittik, aman gitmeyin” muhabbeti yaptılar, ama o kadar uzun sürdü ki, ayaktaki ailenin kızı çok sıkılıdı.
Hostelin hatıra defterine kaydımızı düştükten sonra dışarı çıktık.Tayfun yırtılan bel çantasını kapının hemen önündeki terzide diktirdi, terzi para almadı.
Lübnan’a sınırdan vize alınabilmeye başlandığını duyduğumuzdan günü birlik Beyrut yapsak nasıl olur diye soruşturduk. Piyango bileti satan kürt gençlerin bize Türkçe anlattıklarına göre adam başı dolmuş 400 Suriye lirasıymış, ayrıca kişi başı 950 de sınırda vermek gerekiyormuş. Çok pahalı geldi vazgeçtik.
Oda güneş görüyor, ana caddeye bakan bir balkonu var ve banyosu da içinde. Banyolu oda tutunca akşama eski şehirdeki hamama gitme fikrimizden vazgeçtik. Şehirde dolaşmaya başladık. Kahvaltıda karışık meyve suları ile peynirli tost yedik.
Sonra ben üstüne bakla bandırma yedim.
Daha önce hiç gitmediğim bir yöne gittik, daha önce hiç rastlamadığım Şam’ın bit pazarını bulduk. Şaşılacak derecede iyi giyimli kadınlar ikinci el giysi seçiyorlardı.
Süper bir tatlıcı bulduk;
İzmir’e hediyelik kakuleli kahve aldık.
Halep’e yarın gece için tren bakmaya gittik. Gece 12 de tren varmış, sabah 5’te varıyormuş. Kuşetli vagona bilet aldık, bu sayede bir gecelik otel parasından kurtulmuş olduk.(2x315)
Hamidiye Çarşısını gündüz gözüyle tekrar gezdik.
Hamidiye’nin arkasındaki çarşıda kumlarla resim yapan hediyelikçi kadını izledik.
Yine nargilecilere gittik ama bu sefer geçen seferki Al Nawfara’ya değil karşısındakine oturduk, dünkü garsonun erkeklere hizmet etmeyip kızlara sarkmasını, geleni geçeni seyrettik.
Tayfun işlemeli bir duvar saati aldı. Satıcı amca türk olduğumuzu öğrenince atalarının Mardin Midyat'lı Süryaniler olduğunu söyledi ve yavaş hareketlerle şeker ikram etti.
Akşamüstü CD cideki gençlerin tam istediğiniz yer diye tarif ettikleri Steet Cafe’yi aramak için tekrar Hristiyan mahallesine gittik. Pazar olduğundan dükkanlar genellikle kapalıydı. Bu pastaneci fotoğraf çektiğimi görünce böyle selam verdi.
Steet Kafe'yi epeyce sorduk, herkes biliyor ama tarifler değişik. Dinlenmek için bir internet kafeye girdik, Norveç’i 2-1 yenmişiz, Terim de elbette ki istifa etmemiş. Boşuna dememişler rüyaların tersi çıkar diye… Tayfun kız arkadaşına santimental mektup yazarken rahatsız etmeyeyim diye ben de kasada oturan zenci ile sohbet ettim. Sudanlıymış, 7 yıldır, Şam’daymış, bilgisayar proramcılığı okuyormuş. Ayda 120 dolar kazanıyormuş, yetmiyormuş ama “Profesörler 250 dolar kazanıyor burada” dedi. Suriyeli kızlarla ilişkisini sordum, hiç pas vermiyorlarmış.
Sabah benim yataktan kalkasım yoktu, kitap okudum. Tayfun gitti börek poğaça aldı, taze portakal suyu ile birlikte getirdi, ben de otelin mutfağındaki çaydanlıklarla çay kahve yaptım, balkonda kahvaltı ettik, güneşlendik.
Çantaları topladık, resepsiyona bakan tutti fruttici çantaları akşama kadar orada bırakmamız için 50 SP istedi.Çok sinirlendim, yaptığın çok ayıp dedim. Parayı vermeden çantaları bıraktık, çıktık. Şam Palas’ın yanından merkeze yürüdük. Çarşı Pazar bir yere geldik.
Pek az ülke Irak pasaportunu tanıyor, ve hiçbir ülke sığınmacı olarak oturma izni vermiyormuş. Bu konuda canları çok sıkkın ve ümitsizlerdi, ama neşeli ve entelektüel insanlardı. Saddam idam edilince ne hissettiklerini sordum,”Ne hissedeceğiz, üzüldük. Devlet Başkanımızı öldürdüler” dedi, Ali Abi.
"Sizin şikayetiniz yok muydu Saddam’dan?" diye sordum.
O anda, artık yıllardır sezdirmeden nasıl bir Amerikan propagandasına maruz kalıyorsak bundan etkilenerek benim de bilinçaltımda Saddam’ı vahşi, kan içici bir diktatör olarak gördüğümü, aslında Saddam ile Hafız Esad arasında yönetimsel açıdan hiçbir fark olmadığı kafama dank etti. Irak eskiden, bize hissettirildiği gibi kaotik bir yer değilmiş.
Ali Abi de bana eşinin doktor olduğunu, Türkiye’deki üniversitelerde çalışma imkanı bulup bulamayacağını sordu, “Olabilir yazışsın” dedim.
Beraber kalkıp parkın çıkışına gittik, dernek lokali tam tarif etikleri yerdeymiş ama dördüncü katta balkonları kapatılmış bir daire olduğundan ve dışarıda hiçbir işaret bulunmadığından ne kadar arasak da bulmamız çok zormuş.
Konsolosluğun önünde “Sayın konsolosum, bayrağımız bahçedeki ağaçlardan biraz gizlenme yapmış, direği yükseltsek” falan diye makara yaparken tam o sırada yanımızdan geçmekte olan bir konsolosluk görevlisi Türkçe’yi duyunca “A siz türk müsünüz, nedir derdiniz?” dedi.
Bayraktan bahsetmedik tabi, “Gezmeye geldik, maşallah konsolosluğumuz da çok güzelmiş” dedik.
Yolda rastladığımız bir lokantaya girdik, humus söyledik. Garson kürttü ve Türkçe biliyordu. Bize muhabbetinden mi, yoksa normal uygulama mı bilmiyorum ama aşure gibi süslenmiş, süper bir humus tabağı getirdi.(80 SP, 2,5 dakika)
Sırtçantaları ile binaya girdik, asansör yokmuş. Merdivenlerden çıkarken ikinci katta bir mevlüte rastladık. Kapılar açık, koridorda sıralanan taziyeye gelmiş erkekler arasından çantalarımızı sıyırıp şaşkın bakışlar altında 4. kata vardık.
Kocaman bir salon, bir tane metresiyle gelmiş gibi duran bir abi dışında müşteri yok.
Merkezdeki tren garında tadilat olduğundan tren yoldaki ilk durak olan Kadam istasyonundan binmemiz gerekiyordu. Bütün taksiciler taksimetre açmayı reddederek 200 SP istedi, birine açtırmayı başardık 100 tuttu. Taksici yolda sigara içmeye kalkınca kendisine istasyona kadar sürecek şiddetli bir 4. Murat hikayesi anlattım (Türkçe), korktu içmekten vaz geçti.
Sabah uykumuzun en tatlı yerinde 5 gibi kapıyı çalıp uyandırdı, pasaportları geri verdi. 6 30 da Halep’e vardık. Biraz daha uyumak istediysek de kondüktörün ısrarıyla vagondan çıkarıldık.
Halep Gar’ında biraz oyalandık, tuvalete girdik, ısınmaya çalıştık. Tayfun “acaba Türkiye’ye tren var mı?” dedi. Ben yok biliyordum ama varmış. Adana ve İstanbul’a bilet kesiyorlarmış, ama Adana’ya varması neredeyse bir gün sürüyormuş, fiyatlar da çok uçuktu (Adana 20 saat 1800/İstanbul 36 saat 3300 SP/bir kişi). Gardan direk Türkiye garajına gittik, çantalarımızı oradaki yazıhaneye bıraktıktan sonra , her yer kapalı olduğundan biz de sıcak bir köşe kapıp biraz klip ve sabah temizliği izledik. Uykumuz açılınca Medine’ye doğru yürüdük.
Dükkanlar yavaş yavaş açılırken biz de hediyelik bezlere bakmaya başladık. Pazarlık ederken yanımıza örtü dükkanı olan Ahmet yanaştı, nereli olduğumuzu, kabul edersek dükkanında bir sabah kavesi içmeye davet ettiğini, söyledi.
Baron Otel’in arkasındaki tekel bayiinden rakılarımızı aldık.
Antakya’ya otobüs 300Sp imiş ama öğleden sonraymış. Bir taksi iki müşteri bulmuş, dörde tamamlamak için ikimizi 10 liraya götüreceğini söyledi ise de gittim baktım, yol arkadaşlarımızın tipini beğenmedim. Sınır geçişini ve rakıları riske etmemek için başka bir araba ile pazarlık ettim. Antakya Garajına kadar 20 liraya anlaştık, abi hiç Türkçe bilmiyordu, isabet oldu, sağanak yağmur altında sınıra gidene kadar uyuduk. Kapıdan hemen önce son kalan bozuk paralarımla iki paket humus aldım (naylon torbada pastörize, 25/adet).
Sınırda epey bekledik, yağmur altında Setur’un yeni açtığı havalanı tarzı Duty Free ve kafeterya kompleksini gezdim. Süper tesis yapmışlar ama bütün tuvaletler alaturkaydı. Gümrük muayenesi daha sertleşmiş, önümüzdeki arabadan bir çuval sarımsağı indirip kenara koydu gümrük memuru, kimse de itiraz etmiyor, kontrol mahali alıkoyulmuş eşya dolu. Biz sorunsuz geçtik, Türkiye'ye girince yağmur kesildi.
Bütçe: 2 kişi 4 gün 150 euro
çok lezzetli bir gezi olmuş. 150 euro da muhteşem bir bütçe =)
YanıtlaSilbora bey bayılıyorum bu sizin konfordan uzak mekanlarda kalabilme yetinize. çok güzel bir gezi olmuş ama.
YanıtlaSilBora bey, hala gülüyorum şu 10 sene sonra gördüğünüz eşcinsel satıcıya. :)))
YanıtlaSilMeze için meyhaneyi bulamamış olsaydınız benim içimde kalacaktı, öyle ısrarla aradınız ki.
Suriye'yi hiç böyle bilmezdim teşekkürler :)
Selamlar
YanıtlaSilYine bir solukta okudum yazınızı.Bütçe bir harika .Müzik zevkiniz de .Sayenizde hiç bilmediğim enfes müzikleri dinleme şansım da oluyor , hem göze ,hem kulağa hitap durumu yani. Kumaş satıcısı eşcinsel abi' nin hikayesi ise mizah yüklüydü. - O neyse de sen muhakkak yalnız gel !!!Bir sonraki güzergahınızı merakla bekliyorum.
biz yıllardır istanbul'da salaş bir meyhane ararız, hani eski türk filmlerindekilerden, çok yaşlı, babacan bir rum sahibi olsun, inceden bir müzik eşliğinde rakı içelim, çeşit çeşit mezeler olsun,
YanıtlaSilillaki topik de olsun. Aydın Boysan'ın her nostalji sohbetinde bu topik mevzuu olur, bir yesem de rahatlasam derim. hayalimizdeki meyhaneyi biz İstanbul'da bulamadık, siz Şam'da bulmuşunuz.
Ben bu topiği yedim Aslı.
YanıtlaSilİstabullu ermeni bir arkadaşımın annesi yapardı,içi üzümlü falan, tatlı güzel bir şey, ama pek rakı mezesi olacak gibi gelmedi bana.
çok güzel bir gezi olmuş ama ben kuma heykel yapan kadının yaptıklarına bayıldım sipariş versek yollamazlarmı ??
YanıtlaSilFiyatlar gerçekten çok iyiymiş. Zevkle okudum geziyi... Iraklılara çok üzüldüm yanlız...
YanıtlaSilokudugum en uzun ve en bilgilendirici posttu bugune dek :) ne guzel gezmissiniz suriye'yi . tarihi yerlerinin pek fotografini cekmemissiniz gerci, orasi baya tarih dolu diyorlar. Bi gun gideriz biz de belki oralara ..
YanıtlaSilbora bey,
YanıtlaSilcuma gecesi 10 kanal gezip, kafamıza göre hiçbirşey bulamamıştık ki kızkardeşimle, sizin sitenizi açtık ve süper bir yarım saat geçirdik yine...
aynı sizin yanılsamalarınızı düzelten entellektüeller gibi, suriye hakkında kafamızdaki birçok klişeyi de biz de sizin sayenizde sildik gitti...
elinize, ayağınıza sağlık
Bora bey,Suriye gezinizde çok az yer görmüşsünüz.Biz Adana dan bir tur ile ekim 2007de gittik.Hz İsanın lisanının konuşulduğu (aramice) son yer olan Maalula köyü,Antik Palmira kenti(MUTLAKA GÖRMEK GEREKİYOR)Şamda Emevi camisi,Azem sarayı,Seyyide Zeynep türbesi,Halep kalesi,Hamadaki su değirmenleri vs vs.Öğle ve akşam yemeklerini çok güzel ,otantik yerlerde yedik.Şamda ve Halepte 5 * lı otellerde kaldık.Özellikle Halep taşı ile yapılmış Sheraton otel muhteşemdi.4 gün boyunca tüm bunlara ödediğimiz rakam vize dahil 175 euro idi.Kendimizi çok zengin hissettik.Free shop alışverişimiz ile de gezi masrafımız çıktı.Çünkü yarı fiatına telefon,kozmetik aldık.Seturun açtığı free shop pahalı,Suriye tarafı ucuz.Aldığımız muhteşem tatlılar ve gümüş takılar da cabası.Herkese bu geziyi tavsiye ediyorum.
YanıtlaSilNurhan
bora bey ben size telefonla ulaşmıştım ben geziyi laskiye şam palmira ve halepten dönüş şeklinde planladım ulaşım ve otel içn önerilerinizi alabilirsem sevinirim
YanıtlaSilBora bey bence suriye yi pek iyi anlatamamışsınız!!..veya bana öyle geliyor..nitekim ben 15 yıldır en az ayda bir gider gelirim..yine gezme amaçlı..antakyalıyım..lazkiye eskiden antakya nın 20 yıl gerisindeydi!!..şu an ise bizden(yapı,imar,yol,çevre düzenleme v.s açısından bizden en az 10 yıl ilerideler..keşke bu konulardan da bahsetseydiniz..(İNANIN BENİM ÇOK ZORUMA GİDİYOR)..(oysa biz sözde daha kültürlü ve daha medeni İMİŞİZ)..YAZIK ...HEMDE ÇOK YAZIK!!!.
YanıtlaSilBORA BEY
YanıtlaSilaklıma takıldıda 7 şişe nevaleyi sınırdan nasıl geçirdiniz kısıtlama falan yokmu yoksa kontreller mi gevşek yani bir valizi geçmeyecek şekilde istediğimizi getirebilirmiyiz ordan biz kalabalık bir aileyiz hedişyelik eşya olarak yani :)
10 gün önce halepe gittim bir halepli genç vardı yanmda olmaz olsun bide halepliyim diyordu içki içebilecegim yer soruyorum bilmiyorum diyor eglencegim bir yer diyorum bilmiyorum sor diyorum döverler diyor ama iş baglantım oldugu için düzenl
YanıtlaSili gidecgişm artık herkese tavsiye derimmm