01 Mayıs, 2008

HİNDİSTAN-KERALA III


HİNDİSTAN-KERALA III
Alappuzha(Aleppey)


Özet: Plajda yüzdük, şimdi tekne turuna gidiyoruz


Birinci bölüm için tıklayınız
İkinci bölüm için tıklayınız




Varkala'dan bindiğimiz trenden Kollam’da inince hemen bir rikşaya atlayıp Boat Jetty denen iskeleye gittik.




Şehirde öğlen saatleri olmasına karşın bütün dükkanlar kapalı. Varkala'da inanmayıp rikşacıyla kavga ettiğim bu grev işi ciddi galiba.



Jetty’de otobüs yazıhanesi gibi bir sürü Houseboat acentası var. Biz ilk önce en büyüğüne girdik. Dükkanın sahibi Ajay pek muhabbetliydi, bize bir sürü opsiyon sundu. 



En ilginci bu gece iskeledeki bungalowlarında yatıp ertesi sabah 8 saatlik feribot yolculuğu ile Aleppey kentine geçmek, orada da yine acentasına ait bungalowlarda bir gece geçirip sabah houseboat ile 24 saatlik tura çıkmaktı (iki kişilik paket 7000 rupi, yaklaşık 175 USD). Bir de yarın sabah iki odalı bir tekne ile iki günlük tura çıkacak iki İngiliz kızla aynı tekneyi paylaşma teklifi vardı(2 gece 6750 r).




Bungalowlarda yemek yiyen kızlarla tanıştık, pek sünepelerdi, olmaz dedik.
Kolam ve Aleppey kentleri büyük bir gölün kuzey ve güney uçlarında yeralıyor. İkisinden de Houseboat turları yapılıyor, ama esas merkez Aleppey.
İngiliz kızlar fazla tekne olmadığı için kanallar daha tenha olur diye Kollam’ı tercih etmişler.

 

Diğer acenteleri de dolaştık, 24 saatlik tur için biri 5500, biri 4500 istedi, fiyata buradan Aleppey’e otobüsle transfer de dahilmiş. Tekneyi görmeden buradan para vermek pek aklıma yatmadığından, bir de Ajay’in teklifi ile Kollam’da kalsak her yer kapalı olduğundan yapacak hiçbir şey olmadığından istasyona dönüp trenle Aleppey’e devam etmeye karar verdik.



Ajay kendisinden bilet almayacağımızı söylediğimde süper tüccar havası ile hiç üzülmediğini, zira hayır kelimesinin yeni olasılıklar anlamına geldiğini söyledi. ( No problem sir, NO means “new opportunities” dedi).
Ajay’e grevin nedenini sordum, benzinin litresinin 45 rupiden 47 rupiye çıkması imiş!

 

Bu Keralalılar Türlkiye’de yaşasalar benzin zamlarına halk isyanı çıkarırlardı herhalde. Geldiğimiz rikşa ile istasyona döndük (20 r), Alllepey için ilk trene bilet aldık (2x66r).


Trenin kalkmasına 1.5 saat olduğundan şehirde gördüğümüz tek açık yer olan istasyonun karşısındaki Railview Otelin restoranına girdik. Kerala usulü tavuk ve beef noodle söyledik. Lokanta çizi reklamlarındaki gibi, şef garson dut gibi sarhoş, kısıtlı zekalı komi de bahşiş almak için ikidebir masadaki suyu alıyor yenisini koyuyor, peçeteyi değiştiriyor.

 

En son tatlı isteyince tabakta kürdanların atında rezene şekeri getirdiler. Rezeneler kişniş gibi beyaz şekerle kaplanmış, hoşuma gitti.




Restoranda bizden başka orta yaşlı bir çift daha vardı. Floransa’da organik çiftçilik yapıyorlarmış. "Nedir Hindistan'da durum?" diye sorduk.
Feciymiş, çok ilaç kullanıyorlarmış. 

O


Onlar da Kerala’yı Kuzey’den Güney’e katettiklerinden karşılıklı deneyimlerimizi paylaştık. Gokarna'da Kudli Beach diye bir plaj tavsiye ettiler. Gecelik oda 75 rupiymiş ama plaja vasıta yokmuş, biraz yürümek gerekiyormuş.
Tren vaktinde geldi ama yolda epey rötar yaptı,



Tren boş olunca yolda uyudum. Hava kararmak üzereyken Aleppey’e (Alappuzha) vardık.

Tren istasyonu şehrin epey dışındaymış. Rikşacı jetty’e gitmek istiyoruz dememize rağmen bizi önce fransız bir kızın işlettiği ev pansiyonuna, sonra tur da satan yarı resmi bir otele götürdü. En sonunda jettye vardığımızda ortalık kararmıştı ve ortalıkta houseboat falan görünmüyordu. Alelade teknelerin bulunduğu bir iskeleydi. Karanlıkta ingilizcesi yetersiz rikşacıyla uğraşmaktan sıkıldığımdan tekne ayarlama işini sabaha bırakıp house boat iskelesine (bu şehirde buraya jetty değil finishing point deniyormuş) yakın bir otelde indik.




Komalas Otel güleryüzlü personeli, ve temiz konforlu odalarıyla yorgunluğumuzu biraz aldı(450r). 




Otelden çıkıp biraz dolaştık, muz, ananas ve mandalina aldık. Aleppey kenti aynen Amsterdam, tüm şehir kanallar üzerine kurulmuş.














Kanallarda tekneler işliyor, köprüler, suya sarkan büyük ağaçlar var. Karanlıkta kanal bazı yerlerde yemyeşil görünüyor, çimen mi su nilüferi mi tam seçemedim (Sonradan gördüm, değişik lilla çiçekli bir nilüfermiş)















Komalas otelinin güzel ufak bir restoranı da varmış, hemen yerleştik. Fiyatlar da pek ucuzdu. Aç olmamamıza rağmen neredeyse menüyü getirttik. Bol patates kızartması, çeşitli sigara böreklerinin yanında ben fish o graten (60) yedim, o'grateni pek güzel değildi. Hesap 480 tuttu.

 

Odada aptal bir Amerikan filmi ve bizdeki dans yarışmasının hint versiyonunu seyredip uyuduk.
Sabah 9'da kalkıp Neşe’yi odada bırakarak bir rikşayla iskeleye gittim. Teknelerden inenler dağılıyorlardı, bir ikisine memnun kalıp kalmadıklarını sordum, hepsi çok memnundu, biri 10 000 rupi verdiğinden şikayet etti

Teknelere fiyat sormaya başladım, çoğu rezerve idi ve temizlik yaparak müşterilerini bekliyorlardı. Bir komisyoncuyla iskeleyi baştan sona dolaştık, 4500'den aşağı inen olmadı, ben de 100 dolar (3900) teklif ettim, kimse kabul etmedi.

 

Hindistan için bu kadar büyük bir parayı reddetmelerini aklım almıyor, eninde sonunda işin maliyeti biraz mazot üç öğün yemek. Daha sonra kaptana sorduğuma göre aylık maaşı 2000 rupiymiş(50 dolar). Komisyoncuya da sordum neden bu kadar pahalı diye, tekne yaptırmak çok masraflıymış, bir tekne yüzbinlerce rupiye maloluyormuş.















Gerçekten de çok lüks iki katlı, 5-6 odalı tekneler vardı ama charter şeklinde kiralama burada henüz icad edilmemiş olduğundan ancak grupla gelip kiralamak mümkün.
















Brezilyalı bir çiftle ortak kiralar mısın dediler, olabilir dedim, ama Brezilyalılar benim son şans olarak güvendiğim 4200’lük bir tekneyi tek başlarına kiralayınca, ben de paraya kıyıp 4500’e iki odalı bir tekneyi tek başımıza tuttum. Tekneler ahşap, üzerleri hasır kaplanmış.

Önde geniş bir yaşam alanı var, burada yayılınacak kanapeler koltuklar, kocaman bir yemek masası, TV, DVD, fan gibi lüksler var. Odalar teknenin ortasında yer alıyor ve normal bir otel odasından farkları yok, iki odanın da ayrı ayrı banyosu da mevcut. Biz bir odayı kullandığımızdan diğerinde mürettebat kaldı. Her teknede üç kişi çalışıyor, bir kaptan, bir ahçı, bir de neişolursa adamı. Kaptan teknenin önünde oturup arkasına bakmadan dümen tutuyor, diğer personel ise teknenin en arkasında mutfağın yanında kendilerine ayrılmış bölgeden pek çıkmıyorlar, tuvaletleri de en arkada. Teknede üç öğün mükellef yemek, akşam çayları, kızarmış muzlar, şişe suyu, sabah masala çayı vs fiyata dahil. Kahve ve içkiler ekstra, ancak istersen kendi içkini getirip buzluğa koyabiliyorsun. (Buzdolabı olarak büyük bir buz kutusu var, teknelerin jeneratörleri var ama klima istersen çalıştırıyorlar ve ekstra ücrete tabi. Kaparo verdikten sonra odaya döndüm, çantaları topladık, teknenin hareket saati 11 olduğundan biraz çarşıya çıktık. Komalas’ın barmenine bardan bira alıp alamayacağımı sordum. Ellerinde yokmuş, ama içki satan tek dükkan olan BEVCO’nun (beverages corp.) yerini tarif etti. 4 büyük Kingfisher aldık (44/adet) 

Odaya döndük çantaları toparlayıp rikşa ile tekneye gittik.
Komisyoncu paranın tamamını istedi, ben de soğukkanlı bir tavırla prensip olarak iş bitmeden bütün parayı vermeyeceğimi söyledim. Adam benden daha soğukkanlı bir tavırla burada işlerin böyle yürüdüğünü, paranın tamamını vermeden teknenin kalkmayacağını söyledi.

 

Baktım pek fazla seçeneğim yok, kırmızı çizgimi unutup prensiplerimi çiğnedim, parayı avcuna saydım.
(Aslında itiraf etmem gerekirse bana kalsa ben bu tekne gezisini hayatta yapmazdım, zira fiyatın- en azından Hindistan için, fahişliğinin yanı sıra adamların burunlarından kıl aldırmaz tavrından hiç hoşlanmadım. Gelgör ki Neşe yılların tecrübesi ile benim bu işten cayacağımı hissettiğinden bir haftadır söz üstüne söz aldı, iyi ki de almış)



Saat 11 gibi demir aldık, hemen hemen bütün tekneler aynı anda kalkıyorlar zaten. Önce ana kanaldan epeyce gittik.



Kanalın yanında çok güzel bahçe içinde bungalovlar vardı, turistler ağaçların arasına gerilmiş hamaklarda huzur içinde kitap okuyorlardı.



Burası kara yolu ile Aleppey’e en fazla 2-3 km mesafede olsa gerek. Dönüşte bakmaya karar verdik.
Kaptan önde, güneşten korunmak için elinde şemsiye ile tekneyi kullanıyor. Bizi rahatsız etmemek için hiç arkasına dönmüyor.

 

Önce birer kahve eşiliğinde etrafı seyrettik, sonra yayılıp motorun mırıltısı ile kitap okumaya daldık.



Öğle yemeğini kaçta almak istediğimizi sordular, 2 gibi dedik.
Saat 2 de tekneyi bir ağacın gölgesine bağlayıp Kingfish tava (kıyıdayken ne yemek istediğimizi sormuşlardı, balık demiştik) yanında çeşitli sebzeli yemekler ve salatadan oluşan yemeği yemek masasında hazırladılar.

 

Ayrıca ekmek olarak da bol parotta (kızarmış ince küçük lavaş) vardı. Yemekler lezzetliydi. Bağlandığımız yerde bizim Güney'deki kayıklı Algidacılar gibi motorlu kayıkla karides istakoz satıcısı yanaşıp böcek satmaya çalıştı, istemedik.



Yemek sonrası tekrar yola koyulup kanallarda gezdik. Kah DVD sisteminden oynak Bollywood müzikleri dinledik, kah müziği kapatıp kuş seslerini.
Kanalların kıyılarında pek çok köy var.

 

Köylüler tek katlı evlerinin önünde kanala inen iki üç basamaklı merdivende çamaşır yıkıyor, yıkanıyor


 

çocuklar suda oynaşıyor,



erkekler kanolarla ağ atıyor, balık tutuyor. 




Biz de bir köye yanaştık, yanaştığımız yere bakılırsa bizden buradaki büyük kiliseyi ziyaret etmemiz bekleniyor. 
(Sakallının arkasındaki bizim tekne)




Biz köyün için doğru yürüdük, begonvillerle fotoğraf çekildik.


Hemen tamamen kıyıya dizilmiş tek sıra evden oluşmuş, çok sakin ve küçücük bir köy.









Bizden başka bir iki tekne daha vardı. 

Balıkçılıkla geçiniyorlar, köyde bir iki dükkan olmasına karşın (her şey satan bakkal, bir iki de turistik eşyacı ve balıkçı) okuma salonu eksik değil. 

Suyun kıyısındaki salonda köylüler ciddiyetle ortak gazetelerini okuyorlar.

(Buranın sosyalist bir eyalet olduğunu hatırlatayım, bazı okuma salonlarında kocaman Che duvar resimleri bile var. Yazının başındaki fotoğrafta da görüldüğü gibi her köşede orak-çekiçe rastlamak mümkün.)
Köylü çocuklar kano servislerle okula gidiyorlar.

 

Sri Lanka'da olduğu gibi burada da eğitime çok önem veriliyor, öğrenciler hep bir örnek kareli kıyafetleriyle pek sevimliler.



Köyün iskelesinde yaşlılar aylak oturuyorlardı, fotoğraflarını çekme isteğime hiç tepki vermediler. 



Köyü iyice gezdikten sonra kiliseye de bir göz attık, bahçesi çok güzeldi,




Öğrenciler gruplar halinde fotoğraf çektiriyorlardı.

 

Bir çocuk bozuk para istedi, cebimde kalan son 1 lirayı verdim. Şimdi o köyde, sahibi hangi memlekete ait olduğunu bilmese de 1 Yeni Türk Lirası var.



Kocaman bir ağaç bahçenin köşesini kaplıyordu.

Anladığımıza göre epeyce eski bir kiliseymiş.






Tekneye binip açıldık, kanallarda dolaşmaya devam ettik.
Akşamüstü güneş daha tam batmadan ıssız bir yerde kaptan kıyıya yanaşıp park etmeye kalkınca itiraz ettim. Güneş battıktan sonra balıkçılar ağ atıyorlarmış, bu nedenle kanallarda dolaşmak yasakmış.



“İyi de daha güneş batmadı” diye parayı peşin vermiş adam ezikliğiyle itiraz ettim.



Üçü toplandılar epey düşündükten sonra tekrar açılmaya karar verdiler. Güneş batana kadar kanalda dolaştık, fotoğraf çektim, güneş batınca kıyıya yanaştık.

 

Daha halatları bağlamadan köylü çocuklar teknenin yanına geldiler, hello dediler kalem istediler, biz de hello dedik, kalan kalem ve şekerleri dağıttık . Karşılık olarak bize muz yapraklarından anında ürettikleri minik çanta, çiçek buketi gibi oyuncaklarını hediye ettiler.



Mürettebat arka tarafta kayboldu, biz de yüzümüzü batan güneşe çevirip ilk biraları açtık, süper bir ortam oldu,



Issız bir ırmak kıyısı, şahane manzara , kuş sesleri içinde hava kararana kadar kitap okumaya devam ettik.



Hava kararınca sofrayı kurdurduk, yine balık ve benzeri mezelerle biraları götürdük.



Yemeğin üzerine bir kadeh de cin içince deliksiz uyuma kıvamına geldim.



Gece oda ve yatak çok rahattı, hayatımda bu kadar çok kuş sesi içinde uyumamıştım ama o kadar içince sabaha karşı dilim damağım kurudu.

 

Odadaki bütün suyu da bitirdiğimizden dışarı çıkıp zifiri karanlıkta el yordamıyla teknenin arkasında gittim, buz dolabındaki (tahta buz kutusundaki) son litrelik suyu alıp odaya döndüm, o da zırt diye bitti.



Keşke yudum yudum ağzımı ıslatsaymışım. 
Sabah kadar rüyamda kuşları ve su şişelerini gördüm.



Sabah 7 de motorun çalışmasıyla uyanıp bir duş yapıp dışarı fırladım.




Manzara çok etkileyiciydi.



Suyun yüzeyi çarşaf gibi dümdüz, hafif puslu havada kenardaki ağaç ve evlerin yansımalarıyla kaplıydı. Sabah için önce termosta masala çayı(baharatlı sütlü çay) getirdiler.



Güneş yükselene dek sürekli fotoğraf çektim.



Güneş yükselince kahvaltıyı istedik. Omlet ve marmelatla iki termos daha çay içtik.



Dönüşte kanallardaki pek çok ördek çiftliğinden birinin yanından geçtik.



Saat 9 gibi iskeleye yanaştık. İçtiğimiz kahveler vs için para istemediler, ben de 100 rupi bahşiş verdim, bir de müşteri memnuniyeti anket formu doldurdum.



Mürettebat aylık 2000 rupiye (50 dolar) çalışıyormuş, ve neredeyse her gece teknede yatıyorlarmış (Allah’tan biri dışında evli değillermiş).
Tabi bu fiyata çalışan insanların yanında gecelik 120 dolara tekne kiralamak biraz utandırıcı ama napalım, bu da bizim hayat tarzımız sayılmaz, bir seferlik lüksümüz. Sürekli böyle yaşayanlar utansın.



İyi dileklerle ayrılıp çantaları rikşaya yükledik, Komalas Otele döndük, çantaları bıraktık.
(Dün çıkarken sorunca çantaları bırakabileceğimizi söylemişlerdi.)



Aleppey gerçekten güzel bir kent, iki ana kanal şehri boydan boya kesiyor. Amsterdam gibi kanalda gezen dolmuşlar, gezi tekneleri (tabi kalitede biraz fark var), kayıklar mevcut.



Kanalların üzerinde köprüler, suya sarkan kocaman ağaçlar, suyun yüzeyini yer yer tamamen kapatan su nilüferleri ile görülmeye değer bir yer. Çarşı pazarı da oldukça hareketli, kanal boyunda dolaşırken sürekli birileri yanaşıp, geziteknesi, house boat ya da marihuana teklif ediyor.



Biri 3500’e house boat teklif etti, ama tipi pek güvenilir değildi.


Keralada taksiler hep aynı beyaz Fiat olmakla birlikte burada taksiciler de bembeyazdı.



Bir de küçük kanalları gezelim dedik, kürekli kanoların saati 150 rupi imiş, istediğin kadar kiralanabiliyormuş. Biz iki saat yeter diye düşündük, 250 rupiye anlaştık.

 

Yan yana da oturulabilen daha geniş tekneler olmasına karşın biz karşılıklı yüz yüze oturulan ince bir kano seçtik. Karşılıklı iki alçak minderli koltuğun üzerinde güneşten korunmak için de bir çardak var. Kanocu motorsuz tekneyi kısa bir kürekle hareket ettiriyor.

 

 Neşe önce sırtını kürekçiye doğru verdi, sonra şehir içindeki kanalın suyu pis göründüğünden üzerine sıçrayacak diye tedirgin oldu, yer değiştirelim dedi. Bunu kayıkçıya söylemeden kendi başımıza giden kanoda yapmaya kalkınca aniden alabora olma tehlikesi atlattık.

 

Kanalda içinde ayakta duran adamlar görüyordum ama meğer pek dengesiz bir aletmiş bu kanolar. Kayıkçı da panik yaptı, hemen eski pozisyonlarımıza döndük, kıyıya yanaştı, orada biri kanoyu tuttu da yer değiştirdik.



Fış fış kürekle epey yavaş hareket edildiğinden ancak 45 dakikada şehirden çıkıp dar kanalların ağzına vardık. Büyük houseboat’ların giremediği bu kanallar gerçekten etkileyici idi.

 

Suyun yüzeyine yakın olmak da güzeldi, ben sağlıklı görünen bir nilüferi kökleriyle beraber tekneye aldım.



Naylon torbaya koyup sürekli sulayarak İzmir’e kadar getirdim, tatlı su dolu leğende yaşatmaya çalıştım, ama vatan hasretinden çürüdü gitti.



Evlerin arasındaki sokaklar hatta bahçeler gibi kullanılan bu kanalların bazılarının ağzına ip çekmişler, içeri sokmuyorlar. Başımızın üzerine sarkan dallarla köylülerin çamaşır yıkamalarını, günlük hayatlarını bu kez yakından izledik.

 

Burada özellikle kadınlar 5 dakika boş durmamakla birlikte çat çat çamaşır yıkamak en büyük meşgaleleri. Bir çamaşır makineleri veya deterjanları olsa neredeyse işsiz kalacaklar.
2 saatlik tur bitip de karaya çıkınca kanallara ve suya doymuş olarak dün tekneden gördüğümüz kanal kıyısı otellere gitmekten vaz geçtik, Cochin’e otobüs sorduk. Otobüsler yarım saatte bir kalkıyormuş, ama pek konforlu değildi,



yine trenle gitmeye karar verdik. Çarşıdan bol miktarda ayurvedik sabun, krem diş macunu vs. aldık. Baharatçı da çoktu ama daha Sri Lanka baharatlarını bitirmediğimizden pek iltifat etmedik. Yıldız şeklinde anasonlu bir şey vardı, tadı kokusu ilginçti ama Türkiye’ye dönünce insanın deneyselliği pek kalmıyor ve böyel baharatlar mundar oluyor.



Bu nedenle oraya özgü daha açık renkli, kalın kıvrık kabuktan ziyade ince kıymık şeklinde ve daha tatlı bir tarçın çeşidi dışında baharat almadık.
Otelden çantaları alıp bir rikşaya atladık, "istasyona çek ama önce plaja" dedik. Yol üzerindeki plajı gelirken şehre gece vardığımızdan pek görememiştik, ama o satte de yemek büfeleriyle piyasasıyla oldukça canlı bir yere benziyordu. Güzel sakin bir plajmış, üstelik dalgasızdı! Rehberlerde methedilen şehir parkında da durduk, ama gündüz vakti kimse yoktu. 



Rikşacı kendi evini görmek isteyip istemediğimizi sordu. Bu burada bir rikşacı geleneği herhalde, Varkala’dan sonra ikinci defa oluyor, tren satine epeyce olduğundan kabul ettik. Ara sokaklara girdi, bir evin önünde durduk. Kapıyı çaldı karısını çocuklarını çağırdı, bizi onlara, onları bize gösterdi. Rikşadan inmeden selamlaştık. İlla da indirdi, evin yanındaki müştemilatta kendine ait mum imalathanesini gösterdi (Bildiğimiz beyaz elektrik kesintisi mumu üretiyormuş).



Biz de bu dostluk gösterisine 200 gram Tadım beyaz nohutla karşılık verdik. İyi dileklerle evden ayrılıp istasyona geldik.

 

Biz saat 14 trenine niyetlenmişken bir önceki 12 50 tereni rötar yapmış, perondaydı, koştuk bindik, Fort Koçin’e doğru yola koyulduk.




Neşe muz yaprağında satılan pilavdan yememe karşı çıktı, inince yeriz dedi.

27 yorum:

Gökhan dedi ki...

Eline diline sağlık Bora Ağabey. Fotoğraflar nefis olmuş.
Sabah 7’de uyandığın o manzaraya, hele ki dehidrate olmuşken, balıklama atlamak istedim. Kanala girilmiyor muymuş? Ayağınız suya değmemiş anladığım kadarıyla. Pis miydi?
Bu arada tekne turu şu ana kadarki gezilerde yaptığınız en lüks aktivite sanırım. Değmiş doğrusu.
Daha dar kanallar sanki biraz da Bangkok’a benziyor.
Geçen hafta Mardin’de Deyrulzefaran Süryani Manastırını ziyaret ettim. Süryaniler Ortadoğu kökenli (eski Aramiler), Hıristiyanlığı ilk kabul eden topluluk.Türkiye’deki Süryanilerin çoğu buralardan göç etmiş. Başta Avrupa olmak üzere yurt dışına kaçmışlar. Mardin’de sadece 70 Süryani ailesi kalmış. Metropolitliklerini de yıllar önce Antakya’danSuriye’ye taşımışlar. İşin ilginç yani Hindistan Kerala’da da on milyonu aşkın Süryani kökenli Hıristiyan olması. Bu coğrafyadan çok uzak bir yerde ne işleri var diye düşünürdüm. Cevabı manastırın baş rehberi verdi. Süryani toplumu ezelden beri tüccarlık ve zanaat işleri ile uğraşırmış. Zamanında 600 kişilik bir topluluk ticaret amacıyla ipek yolunu takip ederek Hindistan’a ulaşmış ve cemaatlerini kurmuşlar. O 600 kişi bugün 10 milyonluk bir cemaate dönüşmüş. Yani anavatanlarından daha kalabalık olmuşlar. Hoşgörünün toprakları diye anlatırız bir de buraları.
Sevgiler

selma sevkli dedi ki...

No problem sir, NO means “new opportunities” dedi. Çok iyiymiş. Ne kadar iyimser insanlar di mi?

Kerala'ya gitmek istedim okuyunca ama
beni orda ne yoruyor biliyor musun? Sürekli kazıklanıp kazınlanmadığımı anlamaya çalışmak için tetikte olmak.
Delhi'de bir anıtın önündeyken bir aile gelip onların fotoğrafında yer alıp alamayacağımı sormuştu (Sizin rikşacının eve götürmek istemesi gibi) bunun sebebini bulmaya çalışmak eğlenceli ama bi o kadar da yorucu.
Bu arada Londra'da da rikşalar var ama tabii fiyatları kıyas götürmez, 5 dakikalık mesafeye 7-10 pound alıyorlar.

endiseliperi dedi ki...

bora bey, her seferinde yüzümde aptal bir sırıtma ile okuyorum; sanki ben gezmiş tozmuşum gibi:)yazı da fotoğraflar da şahane.

sevgiler, selamlar.

Aysin dedi ki...

Bora bey, elinize saglik yine ozenerek okudum yazinizi, fotograflarda gercekten super..Her seferinde belki bizde gideriz diye ic geciriyorum:))
Sevgiler..

ssbb dedi ki...

Güzel sözleriniz için teşekkür ederim.
Gökhan, fotoğraflarda görüldüğü gibi yerliler suya giriyorlar ama bizim, deniz çocuğu olarak kanala girmek aklımıza bile gelmedi.
Suriye kökenli Süryanilerle karşılaştık. Ben yazmadım ama iki ülke arasında gerçekten kuvvetli bir bağ var.

Adsız dedi ki...

Merhaba Bora Bey..seyahatleriniz ve bu seyahatlere yaptığınız yorumlar ile resimleriniz harika...blogunuzu bıkmadan usanmadan okuyorum ve yazılarınızın devamını sabırsızlıkla bekliyorum...Ancak sormak istediğim bir husus var,bu gezilere ayrıcak zamanı nasıl yaratıyorsunuz? Bunu çok merak ediyorum çünkü benim önümde ki en büyük engel kamu sektöründe çalıştığımdan dolayı izin alma ve dolayısıyla zaman yaratma problemi .Bizim ülkemizde neden herşey bu kadar zor?Şehir dışına çıkarken bile yeri geliyor izin almak gerekiyor, bırakın yurtdışını...Herşey ülkemiz insanının kendi kabuğunu kıramaması, dışa açılamaması için özenle tasarlanmış sanki...Maddiyat elbette ki önemli ama siz ekonomik olarak da pek çok yerin gezilip görülebileceğinin güzel bir örneğisiniz.

ssbb dedi ki...

Sevgili İsimsiz
Keşke isminizi yazseymişsiniz.

Ben de yıllık izinlerimi kullanıyorum ve yurt dışına çıkmak için valilikten de ayrıca izin alıyorum. Bu seyahat için 9 gün izin aldım, 21 gün daha iznim var. Bazen nöbet izinleri ya da bayramlardan da faydalanıyoruz.
İzmir'de yaşadığımızdan haftasonları Çanakkale'den Fethiye'ye kadar gezerek değerlendiriyoruz, bu nedenle yıllık izinlerimizi yazın değil kışın kullanıyoruz.

ÇALIŞAN ANNE OLMAK dedi ki...

Vallahi billahi sizin yüzünüzden kocamı boşayacağım :) Adam bilgisayar delisi. Masa başından kaldırıp hataydan teleferiğe zor götürüyorum. Şekerim ben yay burcuyum. Durduğum yerde duramam.
İçim daralır. Hangi lüks mekanda hangi lüks yemeği kaça yediğim önemli değildir benim için. Aldığım keyfe bakarım. 10 sene bitti biz daha pikniğe gitmedik :)
Ne olurrrr bir dahakine benide alın yanınıza yalvarırım. Yoksa ben bu adamı boşarım :))))

Haydins dedi ki...

Keyifle ve ozenerek okuyorum seyahatlerinizi.Resimler ,anlatim,yasananlar harika.
Sevgiler..

Traveller dedi ki...

Tekrar Merhaba Bora Bey, cevabınız için teşekkür ederim..Ben isimsiz:)yani Traveller..Blog sayfasını kullanmayı daha yeni yeni keşfettiğim için rumuzumu ekleyememiştim daha önce, Ben de bir blog sayfası hazırlığı içerisindeyim hernekadar şu an plan aşamasında olsa da..kafamda bir takım düşünceler var yakın gelecekte gerçekleştirmeyi istediğim...

Praveen dedi ki...

nice 2 c so many awesome shots of my homeland in a foreigner's blog..thanks a lot.
it wud've been gr8 if the description was in English..
btw, which language is this?

ssbb dedi ki...

Thanks 4 your comment Praveen:)
Its in Turkish.
You can see one of the posts in English here:
http://travellingsandals.blogspot.com/

plaket dedi ki...

resimler çok güzel

sahibinden kiralık dedi ki...

çok güzel bir seyahatname bende çok beğendim.

eşarp dedi ki...

süper resimler keşke bizde gidebilsek

elektrik kablosu dedi ki...

çok güzel.

rozet dedi ki...

güzel resimler için teşekkürler

autocad kursu dedi ki...

ben kurs işletiyorum malesefki böle gezecek zamanlarım çok olmuyor. Sayenizde gezmiş gibi oldum

logo muhasebe programı dedi ki...

bende bilgisayarın başından kalkamayanlardanım teşekkürler bu güzel resimler için.

armut minder dedi ki...

bende minderciyim işe zor gidip geliyoruz :) çok hoş resimler saolun.

masa bayrağı dedi ki...

inşallah bende gezeceğim sizin gibi
çok güzel yerler resimler. paylaşımınız için teşekkürler.

evden eve nakliyat dedi ki...

çok güzel resimler

bayrak dedi ki...

süper resimler ve yerler

levent dedi ki...

En çok senden parayı peşin aldıkları andaki yüz ifadeni düşünerek bu yazını da keyifle okudum.Ha ha ha

madalya kupa dedi ki...

Heyecan verici bu yazıyı okuduğumda ve bu resimleri gördüğümde benimde hayatıma böyle bir renk vermem gerektiğini anladım. teşekkürler

Goksin Alaeddinli dedi ki...

Macera dolu ve çok renkli bir seyahat yapmışsınız..Ayrıntılı bilgiler ve fotoğraflar için teşekkürler.Biz de üç bayan arkadaş Ocak ayında Sri Lanka + Kerala seyahati yapıcaz.Sizin blogunuz ve fotolar sayesinde epey fikir edindik...Biraz alakasız ama bir sorum olucaktı; sadece sırt çantalarıyla gitmeyi düşünüyoruz, bizi yarı yolda bırakmıycak bir markaya ihtiyacımız var.Sizin fotolardan gördüğüm büyük boy(70 lt kadar)bol cepli sırt çantanızdan memnun muydunuz , sizden marka model öğrenmemiz mümkün mü...Teşekkürler ve bol sandaletli günler dileriz...

ssbb dedi ki...

Çantamı 15 yıl önce Amerikada ucuzluktan almıştım. Bol cepli ve kaliteli olmasına özen gösterirseniz iyi olur.
Sık seyahat eden biri için çanta önemli bir malzeme ve paraya kıymak lazım.