23 Temmuz, 2008

MARMARA ADASI (Temmuz 2008)




..
Bundan 6-7 yıl önce çocuksuzken Neşe ile otostopla ada temalı bir Marmara gezisi yapmış, bir hafta içinde Bozcada, Gökçeada, Marmara, ve Avşa adalarını ziyaret etmiştik. Süremiz sınırlı olduğundan Marmara Adasında iki gece kalmış, arabamız olmadığından diğer köyleri gezemeyip hep merkezde kalmamıza rağmen yine de doyamamıştık


4 günlük bir boşluk yakalayınca bunu Marmara Adasında değerlendirmeye karar verdik. Sıcak bir Temmuz günü, akşam saat 7 de Erdek’ten kalkan Marmara feribotuna yetişmek üzere öğleyin İzmir’den yola çıktık. Yolda pek oyalanmadık, Kapıdağına giderken kavun yediğimiz tezgahlar Akhisar çıkışında yerlerini almışlardı, ama kilosu 1,5 lira deyince arabadan bile inmedim.
Bandırma yoluna döndükten sonra günaşık tarlaları başladı. Anlamadığım günaşıkların güneşe sırtlarını dönmeleriydi.



Bandırmaya inerken nefis manzaralı bir tepede sanki grotesk filmlerden fırlamış korkunç bir fabrika gördük. Acaba ne fabrikası diye tartışarak sırttan inerken girişinde tabelasını okuduk: Sülfirik Asit Fabrikasıymış!

Bandırma’ya girmeden Erdek’e döndük, saat 17 gibi arabayı Erdek feribot iskelesine park ettik(3 lira) Geçen sefer Neşe yürümeye üşendiğinden tek başıma gezip hayran kaldığım Erdek sahilindeki yazlık apartmanları bu sefer beraber gezdik.
Bu kadar güzel apartmanlar, bakımlı bahçeler, insanda acaba Marsilya’ya mı gedldim duygusu uyandırıyor.

Apartmanların kapılarının önünde denize giren, evlerinden indirdikleri şezlonglarda sohbet ederek vakit öldüren, sanki Koç holdingte orta düzeyde yöneticilikten emekli beyzbol şapkalı beyler

ve plajda konken oynayan, torun bakan hanımları sahilin Batı'sında yer alırken, Doğu ucunda gençler müzik yayını da yapan büfeden aldıkları bira dondurmalarla yazlık komşularıyla eğleniyorlar
.
Fiyatlar da bu elit ortama rağmen son derece makul, bira 2, haşlanmış darı 1 lira.
Geri dönüp iskeleye bakan çınaraltı kahvelerinde birer şerbet içip feribotun gelmesini bekledik. Neşe karadut, Can limon(4 günde 10 bardak), ben de koruk istedim.
Erdek’te ve Marmara adasında her çınaraltı kahvesinde bu şerbet çeşitleri mevcut.(1lira)

Marmara’dan gelen feribot gecikince iskeleye gidip bilet aldık (otomobil 25+1 kişi 6,5lira), balık tutanları izledik.

Pek birşey tutamıyorlardı.

Saat 7 30 gibi arabayı gemiye yükleyip yola çıktık.
Epeydir arabalıya arabayla binmemiştim.
Güneş etkisini yitirene kadar arabada oturup buzluktan bira içtik, sonra çıkıp dolaştık.
Can aşağıdan el sallayarak kalbini kazandığı kaptanın davetlisi olarak kaptan köşküne çıktı,
dümeni tuttu, az daha karşıdan gelen bir gemiyle çarpışıyorduk, bizi kurtardı.
Saat 9 30 gibi Marmara adasına yanaştık.
İskeleyi izlerken, yanımdaki askerden yeni terhis olmuş adalı gencin 'Rambo İlk Kan' havasında köyüne dönerken arkadaşına anlattığı askerlik hikayelerine kulak misafiri oldum.
“Biz adalıyız, deniz göremedik mi şaşırıyoruz” diyordu Doğu'daki askerliği hakkında.
Kıyıya çıkınca saat zaten geç olduğundan fazla uğraşmadan merkezdeki Adapalas’ta kalalım dedim (klimalı TV’li oda 50 lira) , ama Neşe geçen sefer kaldığımız Mola motel’e gitmekte ısrar etti. 7 yıl önce yine böyle karanlıkta indiğimiz iskelenin hemen karşısındaki arsaya çadır kurmuş, gece boyunca yanımıza bağladıkları eşekten rahatsız olduğumuzdan ikinci geceyi Mola’da geçirmiştik.

Trafiğe kapalı sokaklar yüzünden tepelerden dar sokaklardan geçerek ulaştığımız Mola Motel gecelik kişi başı YP 65 liraymış. Oteli işleten Nadir ile 3 yataklı oda için yemeksiz 50 liraya anlaştık. Odamız plaja asmaların ve çamların arasından bakıyor, balkonda koruklar sallanıyor.
Can koruklara saldırınca, daha önce odada kalan çocuklar da onun gibi yemiş olsalar şimdi hiç kalmamış olacağını söyledim, bir iki taneyle yetindi.
Odaya yerleştikten sonra çıkıp yürüyerek 2 dakika mesafedeki çarşıya çıktık.
Burası tam emekli ve kadın cenneti. Sahil boyunca yan yana sıralanmış çınaraltı kahvelerinde erkekler okey oynuyor, kadınlar kağıt. Gündüzleri kaveleri dolaşan beyaz giyinmiş tansiyoncu bile var.

Orta yaşlardaki kadın kesafeti belki eşlerinin hafta içi çalışmalarıyla açıklanabilir ama gençler arasında da bir erkeğe iki genç kız düşmesi nasıl açıklanır bilemedim.
Çay 50 kuruş, dışardan yiyecek getirmek serbest.
Serbest ne kelime, ibadullah!
Gece 10 30 da yemek yediğimiz pideciden dışarı çıkardıkları açma tepsilerini görünce garsona sabah için mi hazırlık yaptıklarını sordum. Gülerek “Hayır burada gece 11 de sıcak açma yeme adeti var” dedi.

Gerçekten bizim oturduğumuz süre içinde sadece pideci 2 tepsi açma sattı, bunun gibi gece gündüz sıcak açma çıkartan 3-4 fırın daha var. Tıkınmak için açmanın yanı sıra ekler, çiğ börek, gözleme gibi hamurlu, midye tava ve dolma gibi deniz mahsüllü opsiyonlar da mevcut. Biz de birer dondurma yiyip otele döndük.

Sabah adayı gezmeye çok hevesli olduğumuzdan belki başka bir köyü beğenip kalmak isteriz diye eşyalarımızı toplayıp odayı boşalttık. Nadirin eşi Ayşe bize duvardaki haritadan köyleri gösterdi, elimizde adayı gösteren hiç harita olmadığından bir kroki çizip köyleri işaretledim.
Nadir Mola Motel'le yaşıtmış. Babası 1972'de oteli açmış, ve oğlu olmuş. Şimdi işleri oğluna ve gelinine devretmiş. Onlar da bütün gün telefonda müşterilere laf anlatıyorlar.
Bir müşteri havluların kaçar santim olduğunu bile sordu, duyduk!
Çınaraltı kahvelerinde açma poğaçalı kahvaltıdan sonra belediyeye uğrayıp BİM ile ortak hazırladıkları ada broşüründen alınca benim krokiye gerek kalmadı. (Adanın marketleri bile ekonomik biri BİM diğeri DiaSA)

Önce sol tarafa doğru Çınarlı köyüne gitmeye karar verdik.
Yolda, deniz kıyısındaki Nergis Otel ilgimizi çekti. Marmarayı seyreden nefis bir terası olan otelde oda fiyatı 40 liraymış. Bir oda görmek isteyince resepsiyondan 3 kat aşağı, bodruma doğru indik. Odanın balkonunda yine süper bir manzara vardı.
Sonradan broşürü alınca uyandık; yoldan hiç görünmüyor ama deniz tarafından çekilen fotoğrafında kocaman otelmiş. Giriş ve resepsiyon otelin çatısındaymış.
Yola devam edip Çınarlı’ya vardık. Sahilin hemen arkasında, biri gerçekten devasa 3-5 çınarın kapladığı, futbol sahası kadar, masaları seyrek bir kahve var, millet uyukluyor.
Köşeden kıvrılıp sahile çıktık, küçük bir plaj bir iki çiğ börekçi falan pek hoşumuza gitmedi.
Çiğ börekçiden direk buradan, Çınarlı Köyü'nden kalkıp Tekirdağ’a giden hususi feribotların ilanı vardı.
Yol teorik olarak adayı çepeçevre dolaşıyor ama herkes Çinarlı ile öbür uçtaki Saraylar arasının çok bozuk olduğunu söylüyor. Çınaraltındaki kahvede çalışan çocuğa Saraylara giden yolu sorunca geldiğimiz yolu gösterdi.
“Adanın kuzeyinden giden yol" deyince çıldırmışız gibi bakıp
“Ordan gidilmez abi, yol var ama kamyonlar çalışıyor, mermer ocaklarında bir iki bin kürt çalışıyor, başınıza bir iş gelir, haber verseniz bile yetişemeyiz kurtarmaya” dedi. Yolu tekrar sorunca gösterdi.
Neşe “Gidecek miyiz yani, bak tehlikeliymiş” dedi korkuyla.
“Bu çocuk kendini vahşi batıda, Kürtleri de Kızılderili sanıyor heralde, gider bakarız yol bozuksa döneriz” dedim. Nitekim yol sahiden bozuk, un gibi kumluymuş biraz gidip geri döndük, merkez üzerinden Gündoğdu Köyüne geçtik.Yolda adada hiç bir yerdegörmediğim ve duymadığım kadar bol olan Ağustos böceklerinden bir koro eşliğinde karşı adaları izledik.
video
Köyler merkezden de sakin, herkes birbirini tanıyor. Bizi her gören hoşgeldiniz dedi.
Aynı çınarlı kahveler daha da ucuz fiyatlarıyla buralarda da mevcut. Erdek ve civarındaki bu ulu çınarlar insanı rahatlatıyor, mutluluk veriyor.

Yol en sonunda Saraylar köyüne çıktı. Köye girmeden Urla’dakine benzer güzel bir yarımada ve boynunda rüzgardan etkilenmeyen bir plaj var.
Saraylar mermerciliğin merkezi olsa gerek,
yol boyunca pek çok ocak olduğu gibi köyün iskelesini de mermerden oyulmuş heykeller süslüyor, herahalde burada heykel workshop’ı gibi bişeyler olmuş.
Ben Saraylar’ı çok beğendim, kalalım dedim ama Neşe merkezdeki tek oteli beğenmeyince tekrar çarşıya dönmeye karar verdik. Dönüş, oyalanmayınca yarım saat kadar sürdü.
Mola Motel’e tekrar yerleştik, odamızı temizlemişler biraz ayıp oldu ama biz de odadan çıkarken ne yapacağımızı bilmiyorduk.
Akşamüstü denize girip yüzdük. Su Ege’ye göre daha sıcak ve bulanık, ama deniz hoşumuza gitti. Sabah deniz daha durgunken ufak deniz anaları da gördüm.
Adadan İstanbul'a, hem de Sarayburnu'na deniz otobüsleri çalışıyor.
Günübirlik İstanbul'u gezsek mi dedik, bir kişinin 40 lira olduğunu duyunca hemen vazgeçtik. Nerdeyse uçak fiyatı olmasına rağmen İstanbul'lular deniz otobüslerini dolduruyorlar, akıl alır gibi değil!
Deniz sonrası akşam yemeği için en çok reklam yapan ve canlı fasılı olan Birol Restoranı değil, çarşının öbür ucunda yer alan, masalarını ortancalarla süslemiş olan Kemal Restoran’ı tercih ettik.


 
 

Ufak rakı, bol yeme içmeye 90 lira hesap geldi.
İkinci sabah kahvaltımızı balkonda etmeye karar verdik. Sabah yüzmeye gitmeden önce termosta çayı demledim, çarşıdan açma, poğaça, çatal, peynir, ada zeytini, kiraz domates aldım, dezenformasyondan beynim döndüğünden gazete almadım.






 

Alışveriş yaparken burasının gerçekten hiçbir yere benzemeyen, nevi şahsına münhasır bir ada olduğunu düşündüm:
Sabahın köründe çarşıda iki adam midye ayıklıyor, bir kemancı da onlara destek olarak keman çalıp şarkı (Hançeri aşkınla ey yar)
söylüyor, ancak kimseden para beklemiyordu. 

video
 

Profesyonel bir kemancının bedava çalmasına şaşırıp, öte yana döndüm ki, bir travesti ıncık cıncık kılık kıyafet dükkanını açıyordu. Daha sonra da gözlemlediğime göre halk bu iriyarı hanımkızı gayet benimsemiş, adalı hanımlar bütün gün dükkanın önünde gölgeye masa atıp laklak ediyorlardı.
Kahvaltıdan sonra bütün günümüzü geçireceğimiz otelin plajına indik.
Otelin garip bir uygulaması olarak müşterilerden şezlong parası 3 er lira alıyorlar. Otel işletmecilerine bunun saçma olduğunu anlatsam da inanmadılar. Ben de uzatmadım, 6 lira verip iki şezlong aldık, akşama kadar getir oğlum, götür yavrum plajda yatarak kitap okuyup yüzdük.
Ben okumak için Charles Bukowski’nin biyografisini seçtiğimden ve sabahtan akşama kadar okuyup bitirdiğimden bütün gün bira içmek zorunda kaldım.
Bir Tekirdağ feribotu her sabah plajı tarayarak Çınarlı'ya doğru giderken sesi sonuna dek açarak Barış Manço'nun "El salla, el salla" şarkısını çalıyor,
denizdeki ve plajdakiler de tabii ki el sallayarak egzersiz yapmış oluyorlar.
Plajdaki tıkınmaların da etklisi ile akşam yemeğini midye tava ve midye dolma ile geçiştirdik. Daha geçen hafta 'Eskiden Kordon'da biranın yanında midye tava, salatalık turşusu yenirdi, şimdi hiç kalmadı, herkes patates yiyor' diye konuşmuştuk,
Erdek'te midyeye doyduk (şişi 1,5)
.
Üçüncü sabah kalkıp yüzdükten sonra kahvaltı olarak çiğbörek yemeye karar verdik.
Tanesi 1.75 olan böreklerden 5 ini hızla sıcak sıcak gövdeye indirince ağırlık çöktü, odaya döndük.

Neşe eşyaları toplarken ben de Can’ı yüzmeye plaja indirdim, ben girmedim gölgeden izledim. Hemen iki kızla arkadaş olup beraber denizde oynamaya başladılar.
Çocuklar ne kadar kolay arkadaş ediniyorlar.
Kızlarla tanışıp samimi olmak hangi yaşta birden zorlaşıyor acaba? (Çetin Altan misali retorik soru)
Feribot akşamüstü 4 te olduğundan öğleden sonrayı çarşıda ara sokaklarda gezerek değerlendirdik.
Ozan Orhon’u gördük, hala inanılmayacak kadar zayıftı.
Geldiğimizden beri 3 gündür, sahiplerinden başka kimsenin oturmadığı Baba Zula şarapevine her önünden geçişimizde içimiz parçalanarak bakıyorduk.
Benim en büyük kabusum; hiç öyle bir niyetim olmamasına rağmen, bir mekan açıp boş boş oturarak komşu mekanlardaki müşterileri izlemektir. Gerçi sahipleri 50-60 yaşındaki ağabeyler pek dert eder havada değillerdi, ama bizim içimize sinmedi, gitmeden öğlen sıcağında oturup birer kadeh şarap içtik. Marmara Adasında şarap üretilmiyor ama Avşa’nın şarapları meşhur. Bortaçina diye bilindik bir markaları da var ve çok ucuz. Bizim otelin lebi derya barında mesela, bir şişe şarap 14-18 lira arasında bir kadehi de 3-4 lira. Bar sahibi İsmail Abi açık şaraplardan verdi, ben kırmızı içtim, Gökçeada’nın ev şaraplarına benzer kokulu bir şaraptı, beğendim.
Şarabın kadehi 5 lira imiş ki bu da neden 3 gündür tek bir kişinin mekana oturmadığını açıklıyor. Buralar o kadar ucuz ki 5 liraya 3 öğün karnını doyurur bir de sarhoş olursun.Saat 16'da, 31,5 lira daha verip arabamızı feribota yükledik. Vapur önce Avşa’ya uğrayacağından adaları izlemek için üst güverteye çıktık. Yanına oturduğumuz hem tipi, hem konuşması, tavrı Kaynana Semra Hanım’ın aynısı bir hanım dakikasında sohbete başladı.

Önce o sırada yanından geçtiğimiz Kaşık Adası'nı, namı diğer Ekinlik Adası'nı anlattı:
Eskiden çok güzel şaraphaneli köşkler olan adada şimdi pek az kişi kalmış. Ramsey’in villası varmış, Başbakan dinlenmeye oraya geliyormuş. Sakin bir yermiş, vapur haftada iki üç gün uğruyormuş.
Sonra babasını anlattı, Karadenizli kaptanmış. Karadenizli kaptanlar sürekli yolda oldukları için 'Yarim İstanbulu mesken mi tuttun, gördün güzelleri beni unuttun' diye şikayet eden hanımlarını getirip Marmara adasının Gündoğan köyüne yerleştirmişler, gelip geçerken uğrarlarmış. Can’a da bir takım efsaneler anlattıktan sonra vapur Marmaranın Bodrum’u haline gelmiş olan Avşa’dan ayrılınca biz de buzluktaki soğuk şarabımızı içmek üzere aşağıya indik. Erdek'li bir hastamın anlattığına göre, geçen sefer gelişimizde ortamı Bodrum'a benzetip hiç hazzetmediğimiz Avşa, Bodrum Bodrum olmadan önce de böyleymiş, şarabı içen köşeye çekilirmiş.
Saat 6 30 da vardığımız Erdek’te merkezde otel aradık bulamadık. Birisi öğretmenevini tavsiye etti, gittik havalı resepsiyonist otelin dolu olduğunu, ama bir rezervasyon iptali olduğunu fakat bizden hemen önce gelen iki kişiye vereceğini söyledi.
67,5 liralık oda fiyatını duyunca hem önümüzdekiler, hem de biz vazgeçtik, zira iki adım ilerde Zeki Otel’in havuza bakan odaları tam pansiyon 80 liraydı. Bu fiyatlarla emekli öğretmenler nasıl kalıyor anlayamadım, herhalde fiyatlar özel okullarda çalışanlara göre ayarlanmış.
Merkezden umudumuzu kesince sahile doğru gittik, ve ilk pansiyona yerleştik.
Buzdolabı balkonda olan deniz kıyısındaki odamız 45 lira.
Akşam yemeği için yürüyerek sahile gittik.
Erdek sahil yolu bir tarafı plaj öbür tarafı otellerden oluşan kalabalık bir yol, ucu çarşıya bağlanıyor. Yol üzerinde trambolin, havada zıplama lastiği ve rodeo atı da var.
Kızları biraz daha uzun süre zıplatıyorlar.
Erdek’te de aynı mütevazi ve çınarlı tatil beldesi havası var,
ama buraya Tarkan geliyormuş (Biletler 40-125 ).
Yine sahildeki midye tava balık vs satan bir birahaneye oturduk. Midye tava ve Lüfer söyledik.
Lüferden menun kalmayınca garsona söyledim hemen götürdü, yerine kalamar söyledik onu da beğenmedik ama geri de göndermedik. Hesabı öderken kalamarın da kötü olduğunu söyleyince garson çocuk “Niye söylemediniz, yenisini yaptırırdık, ya da hesaptan düşerdik” dedi, “Sağol söylemen yeter” dedim ki gerçekten de öyleydi.
Yemekten sonra 3-5 liralık yasal kitap sergilerini gezip otele döndük.
Sabah sahilde kahvaltıdan sonra yola koyulduk.
Geze geze akşamüstü İzmir’e vasıl oduk.
Yolda oturup yemek yediğimiz ve fiş vermeyen Susurluk tostçusunu ve Akhisar köftecisini maliyeye şikayet ederek bu seyahatimizi de sağ salim tamamlamış olduk.
..
Marmara Adası sakin, serin bir tatil yapmak, çınarlar altında ucuz çay içip kitap okumak isteyenler için ideal bir belde.

Bütçe: 4 gün her şey dahil, benzin hariç 450 lira

21 yorum:

levent dedi ki...

Ne zaman bir yazını okusam yüzümde gülümseme oluşuyor.Bu kadar işimin arasında soluksuz okudum.

nilly dedi ki...

Harika resimler ve cok guzel bir anlatim. Sahsen ben su anda sizin gittiginiz yerlerde tatil yapmayi istedim. Insallah bir gun sizin yazdiklarinizi rehber olarak yanimda bulundurup gidebilirim. Denizin renginin ne kadar guzel gorundugunu soylemeden edemeyecegim.

Adsız dedi ki...

güzeldir benim memleketim. ama eskiden daha da güzeldi, çınarlarımızı her geçen gün katlediyorlar, eskiden çaybahçelerimizin üstleri açıktı, çınarların altında otururduk, şimdi ahşap sandalyeleri plastikleriyle değiştirdiler, çınarları da brandayla kapattılar. şehir içinde de pek çok yerde çınarları kaldırıp güdük palmiyeler ektiler.

bodrum ne ki, türkiye'nin ilk tatil beldeleri erdektir, avşadır, burdaki insanlar türkiyenin en aydın, en avrupai insanlarıdır, aileler açık fikirlidir, akşamları aileler hep birlikte toplanır çoluk çocuk genç güzel sofralarda muhabbet ederler, gençler aynı masalarda ailelerindne çekinmeden flört ederler. bizim yerli insanımız böyledir, bodrumda o istanbulumsu havayı verenler dışardan gelenelr, yerli halkında o kültür yoktur ama bizim yerlilerimiz istanbullulardan izmirlilerden dahi daha medeni daha şehirlidir. kozmopolit etnik yapımızdan olabilir, ağırlık giritli, çerkez ve kırım göçmenidir, giden rumların kokusu da oldukça derine işlemiştir, bundan olabilir çaybahçelerindeki beyaz giyinmiş asil yaşlı hanımların zerafeti.

çok güzel ahşap-kerpiç karışımı evlerimiz avrdı eskiden, bazısı hala durur şehre yakın tepelerde, cumbalarından asmalar sarkar hepsinin.

yine bekleriz, sıcaklamadan, ucuz, huzurlu ve sakin bir tatil isteyenler için biçilmiş kaftan.

sabah taze simit, erdek zeytini, karadut suyu, öğlen çiğbörek ayran, akşam midye tava-bira, doyulmaz erdekte günbatımına ;)

lady lazarus dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
lady lazarus dedi ki...

merhaba. ben Bandırma'da bir yerel gazetede çalışıyorum, kapıdağ ve marmara adası gezilerinizi gazetemizde ve internet sitemizde kaynak belirterek yayınlamak isteriz sizce de uygunsa. bu konuda bana kısa zamanda cevap iletebilirseniz çok sevinirim.

anlatımınız çok akıcı ve keyifli, fotoğraflarınız da hoş, bölgemizin tanıtımını gönüllü olarak yapıyorsunuz, müteşekkiriz.

ssbb dedi ki...

Evet yayınlayabilirsiniz.
Ben teşekkür ederim.

Adsız dedi ki...

arzu ortaç bloğunun kısa yolunda başta 2 tane h var birini silerseniz kod çalışacaktır

selamlar

can dedi ki...

yazmadığınız zamanlarda yeni bir yazı var mı düşüncesi ile sık sık açıp bakıyorum.anlatım yaşananlar o kadar doğal ve içten ki, terapi misali iyi geliyor bu sayfalar bize.

Adsız dedi ki...

nihayet yeni,taze yazınız geldi.Hayret kaçırmışım hergün girip bakarım bloğunuza halbuki.Yine süpersiniz,görmeyi isteyip göremediğim yerlerden biridir erdek, sayenizde gördüm.Diyorum ki biz sizin fanlarınız bi fon(borabilginigezdirmegördürmefonu) oluşturup size daha çok gezme,yazma bize de bu sayede okuma zevki yaşatsak:)çünkü daha sık görmek isterim burada sizi ve ailenizi:)bol keyifli gezmeler.AYNUR KOŞKOŞ YILDIRIM

pervin dedi ki...

merhabalar tatiliniz çok ilgimi çekti fotoğraflarla gezdiğiniz yerleri çekmişsiniz çok güzel erdekte kaldığınız pansiyonun adını yazmamışsınız adını yazarsanız çok memnun olurum çünkü bizde erdeğe gitmeyi düşünüyoruz teşekkürler....http://tahtakasik.blogspot.com/

ssbb dedi ki...

Aynur hanım neşeli öneriniz hoş ama biz zaten her haftasonu biryerlerde oluyoruz, daha fazla gezmek için para değil izin lazım:)
Yazmak için ise zaman ve motivasyon gerekli ki yorumlarınız ikinciyi sağlıyor.
Vakit ayırıp yorum bırakan herkese teşekkür ederim.
Pervin Hanım, sadece uyumak için yerleştiğimiz kötü bir pansiyondu, o yüzden adını yazmadım.
Sahil şeridinde pek çok 60lardan kalma güzel otel mevcut.

Iraz dedi ki...

Aa, Erdek'te görüntülediğiniz -"Marsilya" benzetmesi yaptığınız- evlerin birisi babamın evi!

Çok güzel bir yazı olmuş, sevgiler..

Arzu Çur dedi ki...

Bu sabah işbaşı yaptım. "Tatilden sıkıldım, yaşasın çalışmak" derken tam yazınızı okudum.

Tatil istiyorum!

nacres dedi ki...

merhabalar..

blogunuzu uzunca bir zamandır takip etmekteyim.. yazılarınız ve açıkçası üslubunuz çok hoşuma gidiyor.. blogunuzu blogrolluma eklemek istiyorum..link değişimi için sizinle bu adresten iletişim kurabileceğimi düşündüm.. adresi http://1lira.blogspot.com
olan blogun sahibiyim.. ben linkinizi ekledim, sizde en azından ekleyip eklemeyeceğinizi belirtirseniz sevinirim..

iyi çalışmalar..
kolay gelsin..

Adsız dedi ki...

Insallah sizler hep gezer bizde sizleri okumaya devam ederiz...Sayenizde memleketimin gercekten harika sehirlerini birkez daha hayranlikla izledim,cok tesekkürler onca isinizin arasinda bu siteyide güncellestirebildiginiz icin...Nasil moral depoladim dün gece biliyormusunuz,sayenizde...Simdi büyük bir heyecanla gelecek yil oralara gidip tatil yapma planlari yapmaktayim....Hayatinizda size ve ailenize kolayliklar diliyorum.... Serpil A.

sezgihan dedi ki...

merhaba bora abi;

içimdeki roketi ateşleyen önemli etkenlerden birisin.senin blogunun etkisi altında kalarak ilk defa gezdiğim yerlerin fotoğraf altlarına birşeyler yazmaya denemeye başladım. böyle daha iyi olduğunu söylediler. fakat ben hiç hoşlanmadım bu işten. çünkü benim uslubum seninkine çok benziyor, yapmak istediğim pek çok şeyi, sen önceden yapmışsın bile. ulan hıyara bak benden kopya çekiyor dersen kızmam , çünkü idolümsün.

sevgilerimle.


( ayrıca kelime doğrulama parolam eutoki olarak çıktı. hoş kelime .)

Süheyl KADAK dedi ki...

Sayın bb;Marmaraadası yazınızdaki ilk fotoğrafa konu Nergis Motele gittim.Fotoğrafın güzelliğine kanıp da gelen bir kaç okuyucunuzu da orda tanıdım.Ancak kimse memnun olmadı.Ne yazık ki bu harika yerlerde işletmeler bir facia. Özensiz,bakımsız ve eskiler.

sezgihan dedi ki...

sayın bb abi;

suriye gezisi fotoğraflarınıza kanıpta suriye ve lübnan a gittim. bu bana 40 ytl artı 50 küsür dolara mal oldu (vizeler hariç),şimdi ise çok pişmanım . 40 ytl neysede 50 dolara çok yazık oldu. çünkü dolar bende çok az. bir daha fotoğraflarınıza kanıp bir yerlere gidersem yanıma kesinlikle dolar almayı düşünmüyorum.

sevgilerimle.

ssbb dedi ki...

Süheyl Abi,
Motelin resepsiyoncusu köyden yeni gelmiş gibiydi, biz de hem resepsiyoncusunu beğenmediğimiz yerde kalmama prensibiyle, hem de merkeze uzak olduğundan kalmadık, kalmadığımız için de kalitesi hakkında bir fikrim yok.
Manzara gerçekten vardı ama, değil mi abi:)

Sezgin, sana da teknefesorhanabi edasıyla "Berhudar ol" diyorum.

Adsız dedi ki...

saati yine sabah ucbucuk ettim. hesapta uykusuzdum. iyi ki yarin pazar!
alacaginiz olsun sandaletli seyyah aile! ;)

b.commonsense

ahmet dedi ki...

erdek eger ki sadece aptmanlardan ve o guzel sahil seridinden olusuyor olsaydi dediklerinizi kabul eder cidden guzel bir yer derdim.amma velakin hayatimda gordugum en kotu denize sahip bir yere kimse kusura bakmasin guzel diyemeyecegim.erdek ciddi anlamda denizanalarindan muzdarip.bulanik ve ilik sulu kotu bir denize sahip.deniz kirliligi had safhada.yazlik evler icin birsey diyemem ama oteller ve pansiyonlarda son derece vasat ve kotu.amma velakin marmara adasi cok sempatik,sessiz ve hos bor yer.belki denizi kuzey ege gibi kristal berrakliginda degil ama bazi plajlari ve bolgeleri en az oralar kadar berrak ve guzel.illa marmara'da tatil yapacagim diyorsaniz erdek'ten uzak durun ama marmara adasini pas gecmeyin derim...