06 Kasım, 2006

DOĞU KARADENİZ II
TRABZON UZUNGÖL












Ataköy’den çıkıp Uzungöle doğru tırmanmaya başladık.
Hava gittikçe soğudu, ağaçlar sıklaştı. Uzungöl’e girişte pansiyonlar başladı.
Girişte dağa bakan Koç Pansiyon’a fiyat sordum. Tamamen ağaç lambri kaplı termos gibi odalara 30 dedi Hacı amca. 'Daha temizini bulamazsınız, aile evi burası' diye de çok israr etti tutmamız için, ama devam ettik.
Göl manzaralı otelleri görünce amcanın neden ısrar ettiğini anladık:
Manzara o kadar güzeldi ki yoldaki çorak araziye bakan o pansiyonda aklı olan kalmazdı. Göl kıyısındaki oteller 50-70 YTL imiş ama hiç boş yer yoktu. Gölü geçtikten sonra kanal boyunca devam edip göl kıyısındaki en eski tesis olan İnan Kardeşler’e vardık. Günübirlikçiler, turlar tesisleri doldurmuşlardı. Herkes lokantada alabalık kebap yiyor, çocuklar etrafta bağrışıyor, oteldeki odaların fiyatı da 70 YTL den başlıyordu. Berbat bir ortamdı, hemen kaçtık oradan. Çadır kurmayı düşündük ama hava yağacak gibi ve çok serindi. Bütün otelleri dolaşıp gönlümüze göre bir oda bulamamıştık ki, Neşe kanal kıyısında girmediğimiz bir otel fark etti. Tek başına dikilen İnci Otel'i nasılsa atlamışız, hem de 30 YTL imiş . Balkonunda süper dağ ve kanal manzarası var, odada su sesi hiç kesilmiyor. Otelin içi dışı koridorları,tavanları her yeri ahşap lambri kaplı, mobilyalar televizyon sehpası bile ahşap!
Karadeniz’de odunun bol bulunduğu belli oluyor. Odayı bulduktan sonra akşam için rakı içebileceğimiz bir yer sorduk, tek içkili yer yayla yolunda en son tesis olan Salvan Restoranmış. Gittik baktık, akşama canlı müzik varmış, mahalli sanatçılar çıkıyormuş, horon oluyormuş. Pek sıcak bakmadık, arka tarafta sessiz bir salonları daha varmış, isterseniz orada oturun dediler. Gölün etrafını turladık. Sakin güzel yemyeşil bir yer. Temmuz ayında bu kadar serin olması şaşırttı. Kırmızı benekli alabalık varmış gölde ama tutmak yasakmış. Mandıradan kaşar aldık, tadı süper , kilosu 7 YTL.


Bira sorduk balkonda içelim diye, Uzungöl’de içki satma ruhsatı olan bakkal yokmuş. Yukarda kendi içkisini içmek isteyenlerin muhtemelen ta Of’tan getirmesi gerekecek ,çünkü yol üzerindeki Çaykara benim rehber kitaba inanmak gerekirse Türkiye’de nüfus başına en fazla kuran kursu düşen ilçeymiş.
Akşam Dünya Kupası finali var ama Uzungölde Kanal 1’in yeni uygulamaya başladığı şifresini çözebilen çıkmamış, maçı seyretme hayalimiz suya düştü. Akşamüstü Savlan Restoran’a yerleştik. Müzik olması başta canımı sıkmıştı ama sonradan hoşumuza gitti. Yoğurt(aslında kaymak demek daha doğru olur), kuymak (mıhlamaya burada böyle diyorlar), taze fasulye, kavun , peynir yedik rakı içtik.
Osman ağabey restoranın sahibi; gelenleri kapıda karşılıyor, tipini beğenmediklerini rezervasyonu yok diye almıyor.
İçerde genelde aileler var. Bir saatten sonra canlı müzik başladı, herkes klavye ve kemençe ile horona kalktı.
Kemençe’yi Osman ağabeyin askerden yeni gelen oğlu çalıyor, aynı zamanda da sanki o anda uydurduğu ona buna sataşan sözleri söylüyor.
Horona herkes katıldı, en başta sanki transa geçmiş gibi titreyen Osman abi ile salonun çevresinde kocaman bir halka olup saatlerce oynadılar. Çok etkilendik, duygulandık; ama oynamadık. Gece kapı açık, su sesi ve çam kokusuyla uyuduk.
Sabah kahvaltı için canımız tereyağ çekti. Kalkıp sabah serinliğinde( hava zaten epeyce soğuk) gölün kıyısındaki mandıralardan tereyağ, kaşar, bal; otelin yanındaki taş fırından da sıcak ekmek aldım.
Fırıncıdan öğrendiğime göre kupayı penaltılarla İtalya almış, Zidane'da kafa atıp kırmızı kart görmüş.
Balkonda çay demledik karşıda akan gürül gürül suyu seyrederek kahvaltı edip otelden ayrıldık. Uzungölden ayrılmadan önce dün kaşar aldığımız mandıraya uğrayıp 5 kiloluk bir teker kaşar daha aldık. Kaşar buysa bizim İzmir'de yediğimiz başka bir şey olmalı. Mandıracı abinin oğlu üretiyor kendisi satıyormuş.

15 yorum:

Aysin dedi ki...

Size cok ozendim...

egeden dedi ki...

94 temmuzunda da biz gitmiştik Uzungöle. Soba başında ısındığımızı, kaldığımız evpansiyon sahibinin çay demleyip getirmesini, tertemiz havayı unutamadık. İnal kardeşler o zamanda vardı ve aynen anlattiğiniz gibiydi.Değişen bişey yok demek.Sizi ilgiyle takip ediyoruz.İyi gezmeler diliyoruz.

Adsız dedi ki...

Mıhlamayı oraya gidemesem de tadan insanlardan biriyim ve o kadar lezzetli ve kalorili yiyeceği bir daha zor bulurum diye düşünüyorum.

Bir de kaşar satan yerin adresi veya telefonu varmı sizde? Belki de kargoyla gönderebilirler.

bocuruk dedi ki...

Ne güzel küçücük çocuğunuzla bile geziyorsunuz. Her iki blogunuzu da zevkle okuyorum. İyi gezmeler...

endiseliperi dedi ki...

İnsanlar dışında hiç fena değil. yiyecekler, manzara ve havanın güzelliği için katlanılır mı onca insana ve yapıp ettiklerine? Çok kuşkulu.

Sevgilerimle.

ssbb dedi ki...

Aslı Hanım bakalım faturasını bulabilirsek fena fikir değil;

Endişeli Hanım tam anlayamadım ne demek istediğinizi. Ancak kanımca Karadeniz insanı misafirperverlikte ,yazının devamını getirebilirsem anlatacağım gibi dünya çapında birinci olabilir.

endiseliperi dedi ki...

Hay Allah,
misafirperverlik konusunda dğil de sizin de vuruladığınız olumsuzluklara işaret etmek ve bunlar nedeniyle, gidilir mi, gidilse keyif alınır mı, demek istemiştim. Sizin seyahatler konusunda esnekliğiniz çok fazla olabiliyor, çok sık gidebilme şansına sahip olduğunuz için. Biz öyle az seyahate çıkabiliyoruz ki, riske de atmak istemiyoruz. Karadeniz, mutlaka gitmek istediğimiz bir yer - her ne kadar eski tarihlerde ayrı ayrı gitmişsek de-. Herneyse. Yanlış anlama, değerlendirme için üzgünüm.

ferhatcguter dedi ki...

İlgiyle takip ettiğim tek blog...Paylaştığınız bilgilerin değerini çok şeye yeğlerim.Allah size ve ailenize,daha fazla gezebilmeniz için sağlık ve imkan versin.İkinci bir blog tan bahsediliyor.Adresi nedir?

ferhatcguter dedi ki...

Ayağınıza,kaleminize,kameranıza sağlık...Aslicin ikinci bir blog tan bahsediyor.Adresi nedir?

gezimanya dedi ki...

Bravo diyorum başka da birşey demiyorum. Dizyan çok iyi, resimlerle yazılar birleşince daha da doyurucu olmuş. İnşallah ben de bir gün doğu karadenize gitmek isterim.. İyi gezmeler

Adsız dedi ki...

ya ağabey çok güzel şeyler yapıyosunuz.. yazılarınızı okuyupta ve gıpta etmemek çok zor anladığım kadarıyla mutlu bi aile yaşantınız war bu da etken bu kadar güzel şeyi yaşamak için. yazılarınızı okurken sanki hüzünlü bi aşk hikayesini okuyorum yer yer inanın gözlerim doluyo. mutlu aile yaşantınız ve gezilerinizin ömrünüz boyunca sürmesi dileğiyle...

alimerginoglu dedi ki...

Gezgin ruha bravo! Simdiden Sri Lanka icin iyi yolculuklar. Bana alim.erginoglu@isrinsight.com 'dan her zaman ulasabilirsiniz. Sri Lanka icin tavsiyelerimi bizzat e-mail olarak yazacagim. Iyi dilekler. Alim Erginoglu
www.alimrachel.blogspot.com

Adsız dedi ki...

Merhaba doktor....ben 241. dönem yedeksubaylardan Muhtar Güvenç Erdoğan...Anamur'da seninle yaklaşık 1 yılımız geçti...12 yıl sonra hiç değişmediğini görmek çok güzel....Balıkesir e yolun düşerse burada eski bir arkadaşın var...Sevgilerimle....guvenc.erdogan@pankobirlik.com.tr

Adsız dedi ki...

mERHABA; TRABZON UZUNGÖLE BALAYI İÇİN GİTMEYİ DÜŞÜNÜYORUZ AMA MAYIS AYINDA HAVASI NASIL OLUR BİLMİYORUZ :(

semih soylu dedi ki...

siz 5 yıldızlı bi yere gidip otelden çıkmayın çok eğlenirsiniz.Uzungöl kesinlikle sizze göre değil çadırın arabanda yaylada kalacaksınız yeri gelince ve en önemlisi benimki gibi çılgın bi eşiniz olacak herşeye çok güzel bu çiçek diyecek her çam altında sana çay demliyim mi diyecek en lezzetli alabalıktan yakaladığımda küçük tüpte bahsettiğiniz tereyağında en ufak tavamızda pişirecek kadar becerikli tuttuğum 3 üncü balığı askım iki tane yeter bunu salalım diyecek kadar asil bi hanımın olacak elleri kara çaydanlıktan kara olsada kalbi ak olacak siz gitmeyin oralara n'olur bırakın bize kalsın. Doktor beye tek özendiğim nokta çadırın içinde küçücük ellerini ısıtacağım bi oğlum yok henüz ALLAH nasip ederse o doğuncada götüreceğim onu